20 Eylül 2009 Pazar

Vedalar…


Çok üzgünüm,aslında böyle tasarlamamıştım bu yazıyı.Umut dolu,aşk dolu,sevgi dolu bir ‘İyi Bayramlar’ yazısı olacaktı ama olmadı.Gene olmadı.

Son bir iki hafta içinde o kadar çok veda yaşadım ki…Aslında kendimi öyle bir kapana soktum ki şimdi tutup yazsam ,nelerle uğraşacağımı düşündüğümden yazamıyorum da.Yani o her şeyi tüm dürüstlüğüyle yazan kalem kendini birkaç ayda öyle bir hale soktu ki artık yazamıyor da…

Mutlu olduğum tek şey var ,ne yaptıysam bedelini bu dünyada ödüyorum.Hal böyle olunca bana da ne varsa yaşayacağım ne kadarsa çekeceğim acı kabullenmekten başka çare kalmıyor.

Ama çok canım yanıyor.Öyle böyle değil,tarifi yok bunun.Galiba en kötüsü önce bulutların üzerine çıkıp sonra birden yerin dibine düşmek.İşte şu an hissettiğimin tarifi tam da bu.Yalnızım gene…Ağlıyorum gene…İçimde bir şeyler kopuyor gene…

Ama bu kez bir fark var,bu kez durup tükenmeyi beklemeyeceğim.Arkama bile bakmadan kaçacağım varsın acı beni kovalasın.Şehri terk eden ilk trene binip gideceğim yarın akşam.Nereye gittiği umrumda değil.Yanımda fotoğraf makinem,ve kırılmış incinmiş bir kalp var …

Bu kez biri gelip bu acıyı dindirsin diye beklemeyeceğim.Acı bu,geldiği gibi gider zaten…Belki hayallerimi gittiğim istasyonlardan birinde bırakırım hem.Onlarsız dönerim İstanbul’a…

Korkmayın,size veda etmiyorum…Yanımda sizi de götürüyorum.Gitme cesareti bulmam için dua edin.Kalırsam çok acıyacak canım çünkü.Beni siz uğurlayın,siz karşılayın.Bu aralar böyleyim zaten.Sürekli bir yere gidiyorum ,dönerken bir veda yaşıyorum.Bakarsınız bu kez hayallerime veda eder,daha mutlu geri dönerim.

Kalbinde sevgi olan herkesin çok güzel bir bayram geçirmesini dilerim.Özellikle not düşmek istediklerim var ama;

Öykü’m anneciğin ve babacığın yarın sabah senin yanında olacaklar,kalbini her zamankinden daha koca aç ,hissedeceksin ve sakın ağlama !Onlar seni gülerken görmek istiyorlar ,bana inan…

Papatya;burada değilsin ama eminim yarın sabah sende burada olmayı dileyeceksin içinden.Biz ve Türkiyede ki tüm sevdiklerin seni yanındaymış gibi kucaklayacak..

Bedardemcim,umarım çok güzel bir tatil geçirirsin.Ailenin kıymetini bil ve onlara daha sıkı sarıl…

Ve Sağır Kedicim;seni böyle dimdik ayakta gördükçe mızmızlandıklarımdan ötürü utanç duyuyorum.Hep böyle dimdik dur olur mu…?

Kalbinde sevgi olan herkese şeker tadında bir bayram dilerim…

Uğurlamak isteyen olursa yarın gece Haydarpaşa’da olacağım…

Sevgiyle Kalın…

16 Eylül 2009 Çarşamba

Yol…


Kelimeleri toplayıp bir araya getirmekte bile zorlanıyorum aslında .Ben onları bavuluma koymak istiyorum.Susma zamanıdır şimdi.Çok konuştum ben,çok koştum ben.Ne dediğimi bilmeden,nereye gittiğimi bilmeden.Umarsızca konuştum,umutsuzca koştum…

Ve bir gün…Allah’a yalvardığım bana ışık tutmasını istediğim bir gün,bana Güneş’ini yolladı.Güneş ki deldi geçti beni,Güneş ki bundan gayrı yolun tek,önün açıktır dedi.Güneş ki hazırlan yola çıkma vaktidir dedi.Kapkara atının üzerinde kapkara giysileri ile kömürden kara güneşten parlak gözleri ile bana peşimden gel dedi sanki.Ben sustum,gözlerim kamaştı,içim aydınlandı Güneş’in ışığından…

Ama zordu yol hazırlığı…Güneş’in istekleri vardı.Son 30 yıldır edindiğim alışkanlıklardan vaz geçilmeli,kemiği olmadığından bir türlü tutulamayan dil tutulmalı,her yakaladığında akıl kötü düşünceleri,yürekten tövbe edilmeliydi.Dahası da vardı üstelik hayatımdakilerden vaz geçilmeliydi.Yüreğimin içindekileri çıkartmalıydım.Tek aşk için yanmalıydı bu yürek.Yol arkadaşı istemiyordu Güneş.Bense o gözleri ilk gördüğüm andan beri Güneş’ten başkasını dilemiyordum Hak’tan.Bir kez daha görebilmek için onu kendimden vaz geçmeye hazırdım ve Güneş’te bunu istiyordu zaten.Ölmeden öldürmemi istiyordu Ben’i.

Kuralları vardı Güneş’in ,hem de uyulması zor kurallar.Ama bir kez Aşk düşmüştü kalbe,kim engel olabilirdi ki …

Yola çıkmak için ‘yol’um uzun ve meşakatli..Engelim çok….Kimseyi incitmek istemiyorum ama bu uğurda inciteceklerim ve incittiklerim için şimdiden özür dilerim.Ama ben kendimden vazgeçme faslındayım sizden vazgeçmişim çok mu???

Daha ne yazmalıyım bilmiyorum.Sadece güç diliyorum kendime dayanma gücü…

Sevgiyle Kalın…

9 Eylül 2009 Çarşamba

Açım Ben AÇÇÇ…!


İşte ben böyleyim,kaçayım buralardan diye can atar sonrada uzaklaşınca başlarım mızıldanmaya.Ama her şeyi özledim ,tek bir gün yetti bana…

Kaldığımız yer tam bir banliyö,çıkıp dolaşsanız gidecek görecek yer yok.Yürüyüş mesafemizde Mc Donalds ve birkaç oto yıkama servisi var.Hal böyle olunca özlem daha da artıyor tabii.

Hele de bugün olanlardan sonra;ofisteki arkadaşlarımla mailleşirken sel felaketini öğrendim.Öğrenmez olaydım.Nasıl paniklediğimi tahmin dahi edemezsiniz.Hemen aklıma olayın olduğu yere yakın oturan ağabeyim ve maalesef olayın olduğu yerin dibinde çalışan erkek arkadaşım geldi.Deli gibi ona buna mail atmaya başladım.Neyse bir şekil ulaştıkta biraz rahatladık.Ama duygusal insanım işte ben,içim hiç huzurlu değil,bir de üstüne kuzenimin havalimanından dönerken o felaketin içinde kaldığını öğrenince dayanamadım,koy verdim gözyaşlarımı.Millet işi gücü bıraktı beni sakinleştirmeye çalıştı.Hala da buruğum,tüm bu olanlar özlemimi arttırdı.

Bir bardak sıcak çayı,beyaz peyniri,adam gibi kahvaltı edebilmeyi,içinde gaz olmayan su içebilmeyi,tadı bir şeye benzeyen bir şeyler yiyebilmeyi,ezan sesi duyabilmeyi ve hatta tuvaletteki musluğu çok özledim.Ama en çok tek bir kelimede olsa Türkçe bir şeyler duyabilmeyi…

Unuttum sanmayın,Gümüş’ümü de özledim.Onu anınca gözlerim gene doldu.Şimdi burada olsa yanıma kıvrılsa mırıl mırıl mırıldasa,ben çayımı yudumlayarak kitap okusam,o ise yanımda uyusa…

Bu gece tipik bir Alman resturantına bana göre tadı tuzu olmayan şeyler yemeğe gittik.Mekan güzel olmasına güzeldi ama dediğim gibi yiyeceklerde iş yoktu.En çok bozulduğum şey ise şu su olayı.Koca memlekette içinde gaz ihtiva etmeyen su bulamadım.Anlaşılan Almanya’ya yerleşen Türkler bir tek yemek konusunda Almanları etkileyememişler….

Bugün sadece bir bardak çay (o da sallama) içebildiğim için şu an baş ağrısından kıvranıyorum.O yüzden erkenden yatıp uyumaya kararlıyım.Birde sizden bir ricam var ,birileri milli maçın sonucunu haber verirse sevinirim.Yarın internete hiç giremeyeceğim dolayısıyla yardımlarınıza ihtiyacım var…

Son olarak biliyorum bu aralar tarzımın dışında yazılar yazıyorum ama söz dönünce bunları telafi edeceğim.Şimdilik benden bu kadar….

Sevgiyle Kalın…

8 Eylül 2009 Salı

Frankfurt’tan Merhaba!!!-Hallo –Hello…



Aslında o kadar yorgunum ki değil yazı yazacak ayak parmağımı oynatacak halim yok.Beni bir süredir sessizliğimden dolayı merak edip aradıkları halde geri dönemediğim herkesten önce çok özür dilerim.(Öykü’m en çok senden)
Ama öyle bir yoğunluk içindey(d) im ki…Yazacak çok şeyim var ama hiç vaktim yok.Başlıktan da anlaşıldığı üzere Frankfurt’tayım.Bu sabah olaylı bir vize serüveninden sonra önce uçakla Belçika’ya oradan karayolu ile önce Hollanda sonra nihayet Almanya’ya vardım.İş sebebiyle buradayım ama inanın biraz uzaklaşmak bu aralar en çok dilediğim şeydi.Herkesten ve her şeyden uzak olabilmek bana çok iyi gelecek.Bir yolun
başındayım şu an,ışığı görüyorum,yaklaşıyorum ama ışığa varacak mıyım bilmiyorum.Çünkü yapmam gerekenler var.Vaz geçmem gerekenler var,değiştirmem gereken huylarım,unutmam gereken anılarım var.Ve
çekmem gereken acılarım….

Biraz buraya varana kadar ki yol serüvenimden bahsetmek istiyorum.Bol bol fotoğraf çektim,yani fotoğraflar bana aittir.Hem Belçika ,hem Hollanda bizim aksimize yeşil ülkeler gördüğüm kadarıyla.Otobanın yanı bile ormanlık arazi.Banliyö diye adlandırdıkları yerlerdeki evlerse ,rüya evlere benziyor.
Almanya şimdilik gördüğüm kadarıyla Hollanda ve Belçikaya nazaran daha az yeşil.Kıskandım açıkcası ,umarım bir gün kendi ülkemi de bu kadar yeşil görebilirim.

Gelirken fotoğrafını çekemediğime üzüldüğüm tek yer Ren nehri ama o sırada bu bünye bir Audi A6 kullanıyordu ki bir daha nasip olur mu bilemem.6 vitesli ,260 km hız yapabilen bindiğim ilk araçtı.Kiraladığımı sanmayın,Avrupa satış müdürümün arabasıydı,kullanmama izin verdi ve beni ihya etti.Hayatım da ilk kez direksiyona geçmişcesine heyecan yaptım,hatta utanmadan söyleyeceğim arabayı kaldırırken stop bil ettirdim.Hem yabancı bir ülke de olmak hem de rüya gibi bir arabayı kullanmak beni çok heyecanlandırdı.Yoldan bahsetmişken söylemeden edemeyeceğim Almanya trafik kuralları açısından tuhaf bir ülke ;zira otobanda birkaç yerde hız sınırlaması var .Onun dışında serbest yani kaç km hız yapabiliyorsanız…İrade sizin.O yüzden sol şeritte fazla duramıyorsunuz ve insanlar son derecede saygılılar bu konuda .Yani bizde ki gibi 80 km hızla sol şeriti işgal altına alan şoföre pek rastlamadım burada.

Benden şimdilik bu kadar,diğer yazılarıma nazaran içerik açısından çok farklı bir yazı oldu ama bu seferlik beni affedin.Fırsat buldukça burayla alakalı yazmaya çalışacağım.


Sevgiyle Kalın…

1 Eylül 2009 Salı

Bir Deli Saçması…



Sürekli aynı şarkıyı dinliyorum ve son 15 dakikadır sürekli ağlıyorum.İçime yaralar açıyor bu şarkı…Önce ağlıyorum sonra kahkahalar atıyorum sonra durup tekrar ağlıyorum.

Hatta içesim var bu gece bitişimizin şerefine ama sarhoş olmak için alkole ihtiyacım yok ki benim,hiç olmadı.Hayat sarhoşuyum ben zaten…Kendimi sonsuz bir uykunun kollarına bırakmak istiyorum.Şimdi hemen yatağa gireyim ve hiç çıkmayayım istiyorum.Ya da kaçıp gideyim çok çok uzaklara beni kimsenin tanımadığı bir yere.

Annemin resmini kaybetmişim ,bugün fark ettim.Siyah beyaz daha hayatına bizler girmezden önce benden bile gençken çekilmiş bir fotoğrafıydı.Annem bile beni terk etmiş.Zaten hayatım boyunca hep birileri beni terk edip gitti.Sanırım ben dikiş tutturamayanlardanım.Utanmasam yere yatıp tepine tepine ağlayacağım,neyden utanıyorum onu da bilmiyorum .Yalnızlığımdan mı??Belki de bu yazdığım hiçbir kıymeti olmayan deli saçması,histerik yazılardandır.

Kendimi yerden yere vurasım var,sıfır olmak istiyorum sanki sıfır olunca hafifleyeceğim,o hafiflikle uçup gideceğim.Uzaklaraaa…

Az önce sevgilimle konuştum.Ama sevdiğim mi onu bile bilmiyorum.Her zaman ki olağan konuşmamızı yaptık.Kızıyla ikinci bir tatilde şu an.Bana teklif bile etmediği,bir hafta kızımla gittim,bir hafta da sevgilimle gideyim demediği,diyemediği tatilde…

Bana dedi ki ‘çok gergin görünüyorsun,konuşmayalım’!!!Sevgiliniz gerginse onunla konuşmama yolunu seçin ki daha da gerirsin zaten sizden sakinleştirici sevgi dolu sözcükler beklemiyordur o.Üzerine birde biz beraber olduğumuzdan beri 6. kez girdğim sınavlarımın ne gün olduğunu sordu.Yani bu ülkede kaç kişi Açıköğretim sınavlarının haftasonu olduğunu bilmez ki!!! ‘Perşembe günü müydü ??’ dedi.Tabii acaba ne sınavına girdiğimi biliyor mu ki…

Ben başladım ağlamaya ,dayanamadım…O ya fark etmedi yada uğraşmak istemedi.Neden uğraşsın ki.Ben kimim ki…Neyim ki…Değerim ne benim????

Gidesim var benim çok çoook uzaklara…Beni kimsenin tanımadığı,sevmediği,sevgi bağı adı altında sömürmediği uzaklara…

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Yazmayacaktım Ama…Sağır Kedi İçin!!! – GÜMÜŞ’ÜM İÇİN!!!


Aslında bu hafta yazmaya hiç te niyetli değildim.Çünkü hafta sonu sınavlarım var ve artık şu okulu bitirebilmek için (sadece iki dersim var,üstelik vizelerime de giremedim)deli gibi her boşlukta ders çalışmam gerekiyor.Ama akşam şöyle bir kim ne yazmış diye bakarken birden Öykü’nün yazısını gördüm.

Evet tanımadığım biri,blog yazan biri,biz insanlardan

çektikleri yüzünden bloğunu kapatmaya karar vermiş.Üstelikte bu kadar hayvanları seven ve onlar için bir ses olamaya çalışan biri…İçim acıdı ve sizi biriyle tanıştırmaya karar verdim.Belki Sağır Kedinin gitmesine engelde olur düşüncesiyle.

Gümüş,benim özürlü oğluşum,son beş senemin can yoldaşı,yalnızlığımın arkadaşı,yatağımda ki tek erkek…

Gümüş bana geldiğinde 6 ayının üstündeydi,onu bir hayvan pazarından bulduk,hediyeydi bana.Acımın dinmesi için bir hediye ,çünkü Simya’mı canım siyam kedimi (ki o benim için bir kedi değil bir tür aşk’tı) bir trafik kazasında yeni kaybetmiştim.Evet Gümüş 6 aylıktı ama Veteriner’in söylemiyle ancak 3 aylık gözüküyordu.Hali perişan,ürkek ve zavallıydı.Bir önceki sahibi onu hayvan pazarına satmış,onu hayatı boyunca taşıyacağı izlerle terk etmişti.

Gümüş,1,5 yıl kadar koltuk altlarında yaşadı,bana güvenmiyordu,onu ne zaman terk edeceğimi düşünür gibiydi.Bense zaten Simya’mı kaybetmekten perişan,madem beni istemiyor birbirimizden uzak duralım diyordum.Halbuki ikimizde sevgiye öyle açtık ki.Sonunda Gümüş’ün yaralarını sarmak için gittiğimiz veterinerden ben fırça yiyip kendime geldim,Gümüş’se saklandığı koltuk altlarından çıkıp güneşin varlığına tekrar inandı.

Gümüş bugün 6 yaşına girmek üzere.Hala insanlara güvenmiyor.Sokak kapısının yanına en fazla 2 metre yanaşabiliyor ve ben dahil kimseyle apartman içi gezmeye bile çıkmıyor.Hayatı boyunca bir türlü yok edemediğimiz terk edilme korkusu yüzünden tek bir kediyle bile iletişim kurmadı.Gürültüden,yabancılardan,rüzgardan ve hatta arada eve gelen ofiste baktığımız hamster’ımız Rukiye’den bile korkuyor.

Umarım bu yazıyı bir şekilde onu terk eden sahibi okur ya da en azından hayvanlarını hiç düşünmeden terk eden insanlar okur ve pişman olurlar.Çünkü onlar tahmin ettiğimiz gibi sadece yemek yiyen ve uyuyan canlılar değil,bir ruha ve duygulara sahipler.Eve hayvan alırken de ,evinizde ki hayvanı terk ederken de lütfen Gümüş’ün yaşadıklarını düşünün…

Sevgili Sağır Kedi;seninle tanışmak hiç nasip olmadı ama gitmezsen eminim konuşacak çok şeyimizolacak.Gitmemelisin,vaz geçmemelisin ve yılmamalısın.Meydanı onlara bırakamayız,ayakta durmak,güçlü olmak ve burada olduğumuzu göstermek zorundayız.Arada yorulur ve yaslanmak istersen (Bunu sevgili Erkan’da bana söylemişti) biz buradayız.Seni tekrar bloğunun başında görmek istiyoruz.

Sevgiyle Kalın…

30 Ağustos 2009 Pazar

‘30 Ağustos 1922 Saat 14:00’


<26 Ağustos sabah, saat 05.30’da Türk topçu birlikleri Afyon’un güneyinden düşman siperlerini ateşle vurmaya başlar. Ardından piyadeler hücuma geçerler. Planlandığı gibi Büyük Taarruz devam eder ve düşman gerilemeye başlar, bozguna uğrayarak ikiye ayrılır.

30 Ağustos’a kadar düşman ordusu çembere alınır. 30 Ağustos sabahı, 1. Ordu ve avcı hatlarını ile 4. Kolordu’yu denetleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa; saat 14.00’da Aslıhanlar yakınındaki "Komuta Karargâhından taarruz emrini verir. Dumlupanır’da ordumuz düşmana son darbeyi vurur. Düşman askerleri kaçmaya başlar. Mustafa Kemal Paşa; kaçan düşman askerlerini kovalamak için, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!" komutunu verir. Yunan Başkomutanı General Tikopıs dâhil çok sayıda esir alınır.

Şahlanan Türk Ordusu düşman güçlerini İzmir’e kadar kovalar. 9 Eylül 1922 günü Türk Ordusu İzmir’e girer. Batı Anadolu’yu yakan yıkan düşman kuvvetleri canlarını zor kurtararak, geldikleri gibi gemilere binerek giderler.

30 Ağustos 1922 tarihi, Türk ulusunu esir etmek isteyen emperyalist güçlere karşı; kadınıyla çocuğuyla, ordusuyla topyekûn verdiği bir savaşın ve ulusal benliğini kurtardığı ve Zafer Destanı’nın yazıldığı gündür.>

Evet bu yıl 87. sini kutladığımız 30 Ağustos Zafer Destanı tam da öyle yazıldı.Ve o gün cephe de Türk’ü,Kürt’ü,Çerkez’i,Laz’ı bir arada omuz omuza savaştı.Omuz omuza öldü!Tek bir bütündü o gün halk,kadını ,çocuğu,yaşlısı,genci,erkeği…Kenetlenmişti cephede,aralarında ne din,ne dil,ne ırk ayrımcılığı vardı.Amaç tekti;Vatanı kurtulmak.Komutan tekti;dışardan yöneten,derin devlet adı altında derin oyunlar oynayan yoktu.Üstelik ayaklar çıplak,karınlar aç,sefalet diz boyuydu.Ama amaçta ,komutanda TEK’ti.Ve o gün bir millet tarihe altın harflerle adını KAZIYARAK bir destan yazdı.

30 Ağustos 2009;o gün topla tüfekle,süngüyle canı pahasına düşmanı toprağından çıkaran bu milletin toprakları bugün parsel parsel o gün kü düşmana satılmakta.O da yetmezmiş gibi dış mihraklar silah gücüyle bölemediği bu milleti içerden bölmeye Kürd’ü Türk’e vurdulmaya çalışmakta ve hatta başarılı olmakta!!!

Bugün diğer resmi tatillerde yaptığımız gibi neden hafta sonuna geldi de ekstra izin yapamadık diye hayıflanmak yerine tarihinizi düşünün,tarihinizi okuyun.Ve içinizde ki milli duygularla nereden nereye geldiğimizi duyumsayın.

Bu milletin bölünmez bütünlüğünü korumak için ihtiyacımız olan tek şey damarlarımızda ki asil kandır!!!O gün orada gözünü kırpmadan ölüme giden büyük büyük babalarınızı ve dedelerinizi düşünün ,kendinizi onların yerine koymayı deneyin ve üzerinde yaşadığımız toprakların kıymetinin paha biçilemez ve satılamaz olduğunu bir kere daha anlayın .Bu topraklar kanla bir araya getirirdi ve ayırmak için para değil güçleri yetiyorsa gene KAN gerektirir!

Sevgili arkadaşım Öykü beni Fener Alay’ına davet etmiş.Yanındayım Öykü.Senin gibi benim gibi bugün milyonlarca Türk genci dil din,ırk ,mezhep ayırt etmeden yan yana ,omuz omuza…

Ben kimseyi mimlemeyeceğim,yazıyı okuyan ve omuz vermek isteyen herkes bu Cumhuriyet’in bekçisi olmak üzere bize katılabilir.

Ne Mutlu Türk’üm Diyene!!!

Ne Mutlu Bu Vatan Üzerinde Birlikte Yaşıyorum Diyene!!!

SAYAÇ

Sitenizesayac.com