
İşte ben böyleyim,kaçayım buralardan diye can atar sonrada uzaklaşınca başlarım mızıldanmaya.Ama her şeyi özledim ,tek bir gün yetti bana…
Sevgiyle Kalın…

İşte ben böyleyim,kaçayım buralardan diye can atar sonrada uzaklaşınca başlarım mızıldanmaya.Ama her şeyi özledim ,tek bir gün yetti bana…
Sevgiyle Kalın…




Sürekli aynı şarkıyı dinliyorum ve son 15 dakikadır sürekli ağlıyorum.İçime yaralar açıyor bu şarkı…Önce ağlıyorum sonra kahkahalar atıyorum sonra durup tekrar ağlıyorum.
Gidesim var benim çok çoook uzaklara…Beni kimsenin tanımadığı,sevmediği,sevgi bağı adı altında sömürmediği uzaklara…

Aslında bu hafta yazmaya hiç te niyetli değildim.Çünkü hafta sonu sınavlarım var ve artık şu okulu bitirebilmek için (sadece iki dersim var,üstelik vizelerime de giremedim)deli gibi her boşlukta ders çalışmam gerekiyor.Ama akşam şöyle bir kim ne yazmış diye bakarken birden Öykü’nün yazısını gördüm.

Gümüş,1,5 yıl kadar koltuk altlarında yaşadı,bana güvenmiyordu,onu ne zaman terk edeceğimi düşünür gibiydi.Bense zaten Simya’mı kaybetmekten perişan,madem beni istemiyor birbirimizden uzak duralım diyordum.Halbuki ikimizde sevgiye öyle açtık ki.Sonunda Gümüş’ün yaralarını sarmak için gittiğimiz veterinerden ben fırça yiyip kendime geldim,Gümüş’se saklandığı koltuk altlarından çıkıp güneşin varlığına tekrar inandı.
Gümüş bugün 6 yaşına girmek üzere.Hala insanlara güvenmiyor.Sokak kapısının yanına en fazla
Umarım bu yazıyı bir şekilde onu terk eden sahibi okur ya da en azından hayvanlarını hiç düşünmeden terk eden insanlar okur ve pişman olurlar.Çünkü onlar tahmin ettiğimiz gibi sadece yemek yiyen ve uyuyan canlılar değil,bir ruha ve duygulara sahipler.Eve hayvan alırken de ,evinizde ki hayvanı terk ederken de lütfen Gümüş’ün yaşadıklarını düşünün…
Sevgili Sağır Kedi;seninle tanışmak hiç nasip olmadı ama gitmezsen eminim konuşacak çok şeyimizolacak.Gitmemelisin,vaz geçmemelisin ve yılmamalısın.Meydanı onlara bırakamayız,ayakta durmak,güçlü olmak ve burada olduğumuzu göstermek zorundayız.Arada yorulur ve yaslanmak istersen (Bunu sevgili Erkan’da bana söylemişti) biz buradayız.Seni tekrar bloğunun başında görmek istiyoruz.
Sevgiyle Kalın…
<26 Ağustos sabah, saat 05.30’da Türk topçu birlikleri Afyon’un güneyinden düşman siperlerini ateşle vurmaya başlar. Ardından piyadeler hücuma geçerler. Planlandığı gibi Büyük Taarruz devam eder ve düşman gerilemeye başlar, bozguna uğrayarak ikiye ayrılır.
30 Ağustos’a kadar düşman ordusu çembere alınır. 30 Ağustos sabahı, 1. Ordu ve avcı hatlarını ile 4. Kolordu’yu denetleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa; saat 14.00’da Aslıhanlar yakınındaki "Komuta Karargâhından taarruz emrini verir. Dumlupanır’da ordumuz düşmana son darbeyi vurur. Düşman askerleri kaçmaya başlar. Mustafa Kemal Paşa; kaçan düşman askerlerini kovalamak için, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!" komutunu verir. Yunan Başkomutanı General Tikopıs dâhil çok sayıda esir alınır.
Şahlanan Türk Ordusu düşman güçlerini İzmir’e kadar kovalar. 9 Eylül 1922 günü Türk Ordusu İzmir’e girer. Batı Anadolu’yu yakan yıkan düşman kuvvetleri canlarını zor kurtararak, geldikleri gibi gemilere binerek giderler.
30 Ağustos 1922 tarihi, Türk ulusunu esir etmek isteyen emperyalist güçlere karşı; kadınıyla çocuğuyla, ordusuyla topyekûn verdiği bir savaşın ve ulusal benliğini kurtardığı ve Zafer Destanı’nın yazıldığı gündür.>
Evet bu yıl 87. sini kutladığımız 30 Ağustos Zafer Destanı tam da öyle yazıldı.Ve o gün cephe de Türk’ü,Kürt’ü,Çerkez’i,Laz’ı bir arada omuz omuza savaştı.Omuz omuza öldü!Tek bir bütündü o gün halk,kadını ,çocuğu,yaşlısı,genci,erkeği…Kenetlenmişti cephede,aralarında ne din,ne dil,ne ırk ayrımcılığı vardı.Amaç tekti;Vatanı kurtulmak.Komutan tekti;dışardan yöneten,derin devlet adı altında derin oyunlar oynayan yoktu.Üstelik ayaklar çıplak,karınlar aç,sefalet diz boyuydu.Ama amaçta ,komutanda TEK’ti.Ve o gün bir millet tarihe altın harflerle adını KAZIYARAK bir destan yazdı.
30 Ağustos 2009;o gün topla tüfekle,süngüyle canı pahasına düşmanı toprağından çıkaran bu milletin toprakları bugün parsel parsel o gün kü düşmana satılmakta.O da yetmezmiş gibi dış mihraklar silah gücüyle bölemediği bu milleti içerden bölmeye Kürd’ü Türk’e vurdulmaya çalışmakta ve hatta başarılı olmakta!!!
Bu milletin bölünmez bütünlüğünü korumak için ihtiyacımız olan tek şey damarlarımızda ki asil kandır!!!O gün orada gözünü kırpmadan ölüme giden büyük büyük babalarınızı ve dedelerinizi düşünün ,kendinizi onların yerine koymayı deneyin ve üzerinde yaşadığımız toprakların kıymetinin paha biçilemez ve satılamaz olduğunu bir kere daha anlayın .Bu topraklar kanla bir araya getirirdi ve ayırmak için para değil güçleri yetiyorsa gene KAN gerektirir!
Sevgili arkadaşım Öykü beni Fener Alay’ına davet etmiş.Yanındayım Öykü.Senin gibi benim gibi bugün milyonlarca Türk genci dil din,ırk ,mezhep ayırt etmeden yan yana ,omuz omuza…
Ben kimseyi mimlemeyeceğim,yazıyı okuyan ve omuz vermek isteyen herkes bu Cumhuriyet’in bekçisi olmak üzere bize katılabilir.
Ne Mutlu Bu Vatan Üzerinde Birlikte Yaşıyorum Diyene!!!
.jpg)
Uzun süredir aklımda tutuyorum bu konuyu ama bir tedaviydi ,hastalıktı,işti,güçtü derken kısmet bugüneymiş.Geçen hafta arkadaşlarımın bloglarında da bolca yazıldı çizildi bu konu.O zaman ben neden yazıyorum değil mi?
Olaya başka bir pencereden bakmayı deneyeceğim ben aslında çok başka bir noktaya dikkatleri çekmek istediğimden yazacağım.Ama önce;aşağıda yazacağım yazı geçtiğimiz hafta konuyu bloglarında yazan arkadaşlarımdan hiçbirini ne olur kırmasın,incitmesin.Çünkü sözüm onlara değil,kendim dahil hepimize,Türkiye’de yaşayan genç,yaşlı,okumuş,cahil,kadın,erkek,eşcinsel herkese…
Sözüm Yunan halkı kadar sağduyu sahibi olmayı başaramayan,gölgesinden korkan,sahip olduğu gücün farkında olmayan,ancak köşesinde oturup ona buna dert yanan,yazar çizer takımınınsa vicdanını ferahlatmak için mevzu ile ilgili iki satır yazıp geçtiği Türk halkına!!!
Yunan halkını örnek verdim çünkü geçen hafta ormanları yanıyor diye ayaklanıp,devletten silah satın alacağına itfaiye malzemesi neden satın almadın diye hesap sordular.Onları ayakta alkışlıyorum bence hep birlikte hem alkışlamalı hem de örnek almalıyız.
Bugün Sn.Kadir Topbaş açıklama yapmış ‘3.köprünün güzergahı belli değil ‘diye.Daha çok değişir zaten öyle ki bir sabah kalkarız ve bir bakarız 3.köprü yapılmaya başlanmış bile hiçbir açıklama yapılmaksızın.Oyuna gelmişiz gene.Ama bir şey fark etmez bizim için,nasılsa ona da tepki vermeyiz.Tıpkı ardı arkası kesilmeyen akaryakıt zamlarına olduğu gibi,tıpkı dünyanın en pahalı benzinini neden biz satın alıyoruz diye hesap sormadığımız gibi,tıpkı bizim ödediğimiz vergilerle alınan metrobüslerin çalışmadığında hesap sormadığımız gibi ,tıpkı FSM üzerinde güçlendirme çalışması yapılıyor diye 18 km’lik yolu 5 saatte kat ettiğimizde yaptığımız gibi….GENE HESAP SORMAYIZ!!!
Demeye çalıştığım o ki;bu işler maalesef yazarak çizerek olmuyor,sesimizi duymak istemeyenlere duyurmanın başka yolları vardır elbet.
Bir sabah ansızın İstanbul’un son kalan yeşil alanlarına iş makinelerinin girmesini istemiyorsak eğer bu kez cesur olalım.İrademize onun bizim yöneticimiz değil,bizim onun yöneticisi olduğumuzu anımsatalım.
Nasıl mı?Örgütlenerek ,gerek sokağa çıkıp ,onbinlerle bir ağızdan aynı şeyi söyleyerek,gerek o iş makinelerinin önünde etten duvar olarak.Bu kez tepkimizi göstererek,bu kez sesimizi duyurarak!Kendimiz için değil,çocuklarımızın yarınları için,bize yüzyıllardır ev sahipliği yapan İstanbul için!!!
Benimle sokağa çıkıp ,geleceğini korumak isteyen el kaldırsın?
Sevgiyle Kalın...
