23 Ekim 2009 Cuma

Hadi Kızın Bana!!!


Bu yazıyı daha yazmaya başlamadan çok tepki toplayacağımı biliyorum,hatta yazma Başak bile dedim kendi kendime.Ama olmadı,parmaklarım buluştu bir kez klavyeyle,durmak olmaz.Kızan kızsın,birkaç kişinin fikrini değiştirebilirsem ne mutlu bana…

Günlerdir hatta haftalardır dünyaya kendimi kapadım ,içimde olup bitenlerle uğraşıyorum.Zaten depresifim bari dış dünya beni etkilemesin diyorum.Ama ne mümkün her gün blogta bir arkadaşım yazıyor dış dünya hakkında,ya da internette başka bir sayfada.Küfür eden mi istersin,bela okuyan mı,herkes külliyen milliyetçi oldu bir anda.Ben de bu vatan uğruna canımı vermeye hazırım ama gaza gelerek değil,bize anlatılan masallarla değil,ardını arkasını bilmeden,medyanın diline doladıkları ile değil!!!Sözüm herkese;

Terörist değilim ve teröre karşıyım,çünkü insan canı benim için değerli.Türk’ü de Kürt’ü de,Ermenisi de,Yunan’ı da…Hepimiz Allah’ın kullarıyız sonuçta,hepimiz topraktan geldik ve oraya döneceğiz.Ama şimdi herkesi birkaç dakikalığına olayın öteki yüzüne bakmaya davet ediyorum.

Dağda ki adam neden dağda?Can sıkıntısı mı?Herşeyi varken İstanbul’da Bursa ‘da ,İzmir’de Ankara’da,Antalya’da yaşayan bir Türk ya da Kürt evladının sahip olduğu tüm haklara sahipken mi çıktı bu İNSAN’lar dağa…

Her şeyden önce eğitimsizler,eğitim şartları ya yok ya da inanılmaz derece de kötü,her şey den önce işsizler ,açlar…

Herkes kabul etsin Türkiye iki ayrı ülke ,Ankara’nın batısı ve doğusu…Ankara sınırını geçtiğiniz anda bunu hissetmeye ve yaşamaya başlıyorsunuz zaten.Yatırımlar hep batıya,istihdam hep batı’da .Şimdi diyeceksiniz ki terör o bölge de olduğu müddetçe özel sektör yatırım yapmayacaktır.Doğru haklısınız.Ama peki neden terör her şeye rağmen var.Ve hatta neden terör şiddetini artırarak her ülke de var.İrlanda ‘da IRA,Japonya’da JRA,Lübnan’da ASALA,Yunanistan’da ELA,Meksika ‘da PDRP ve daha niceleri…Neden?

Sakın birileri bu işten ekmek yiyor olmasın.Mesela silah ticaretinden…!!!!Bu kadar büyük bir sektör ve bu derece ciddi bir para elinin altında akıp dururken kim ister ki terörün bitmesini…

Hele de söz konusu yer Türkiye’yse…Konumu itibariyle yüzyıllardır dünyanın gözünü diktiği,dışardan sardılarak fethedemediği için sonunda ekonomik oyunlarla parsel parsel satın aldığı canım ülkem…

Bu vatan hepimizin,kurtuluş savaşını verirken cephede kürtü,türkü,çerkezi,lazı bir aradaydı.Birlikte can verdi.Nasıl bir Türk askeri öldüğünde bu vatan üzerinde ki bir ananın bağrı yanıyorsa unutmayınız dağda ki terörist de öldüğünde bu vatan üzerinde bir ananın bağrı yanıyor.Üstelik o acısını haykırdığında hepimizin tepkisini alıyor,o yüzden gizleniyor ,o yüzden belki kin duyuyor…

Ne ölen askerlerimiz ne ölen teröristler ,hepsi birer maşa.O yüzden biz (hepimiz din,dil,ırk ayrımı yapmadan)uykumuzdan uyanıp tek yumruk olmadıkça daha köşelerimizden çook yazarız.Çok ağlarız,daha nice evladını toprağa verir bu millet,daha nice anne gizli gizli feryat eder bir köşede…

GÜNAYDIN!!!!

18 Ekim 2009 Pazar

Madem Sevişemiyorum Ben de Savaşırım !!!


Human Papilloma Virus;yani kısaca HPV.Kadınlarda rahim ağzı kanserine yol açan,Türkiye ve Dünya da özellikle kadınlarda en yaygın rastlanan ve göğüs kanserinden sonra ölüme en çok sebebiyet veren aslında son derece zararsız sevgili virüsüm.

Türkiye de 5 kadından 3’ü şuan HPV ‘ye sahip ama bilmiyor bile.Sevgili virüsüm çok bulaşıcı.Vücuda girdikten sonra üç şekilde varlığını sürdürebiliyor;

  1. Uykuda ;sadece taşıyıcısınız.En azından cinsel ilişkide bulunduğunuz herkese yüksek olasılıkta bulaştırma riskiniz var ama siz bunu bilmiyorsunuz.
  2. Genital siğiller;çocukken pek çoğunuzun elinde çıkan hatta o kaplumbağa eline işerse siğil oluşur dedikleri türden ama bu kez genital bölgenizde.Ölmeyeceksiniz ama muhakkak bir doktora başvurunuz
  3. Benim durumum;Rahim ağzı kanseri.Öleceksiniz ama hemen değil.Eğer benim gibi Rahim ağzı kanseri öncesi başlangıç evresindeyseniz ki doktorlar bunu CIN I –CIN II-CIN III diye nitelendiriyor,tedavi olmadığınız takdirde önümüzde ki üç sene içinde bu fani dünyadan ayrılıyorsunuz anlamına geliyor.

Başlangıç evresindeki hastalara onkolojik herhangi bir tedavi uygulanmıyor.Onun yerine kanserojen hücreleri yok etmek için kullandıkları kreoterapi adında 3 veya 4 seanstan oluşan bir hücre öldürme çalışması uygulanıyor.Sonrasında tekrar smear testi yapılıp hastanın geldiği nokta tespit ediliyor.Eğer kanserojen hücre kalmamışsa tedavi son buluyor.Ancak kurtuldum diye sevinmeyim.Çünkü tekrarlama ve hatta ömrünüz boyunca sürekli olarak kreoterapiye gitmek zorunda kalma riskiniz mevcut.Bu tamamiyle size ,vücut direncinize ,hayat standartlarınıza bağlı.Sağlıklı besleneceksiniz,üzülmeyecek,kızmayacak,ağlamayacaksınız.Stress tamamiyle yasak.Kilo almak,kilo vermek,grip olmak yada benzeri hastalıklara yakalanıp vücut direncini düşürmek yasak.Yediklerinize dikkat,çünkü zehirlenmekte yasak!!!Siz başlığa aldanmayın sevişmek yasak değil ,tabii bu şartlar altında bir partner bulabilirseniz.

Peki bu virüs nasıl bulaşır?;En sık rastlanan bulaşma yolu cinsellik olmakla birlikte doğum esnasında bulaşmış olma ,yada kullandığımız umumi tuvaletlerden ve hatta çok samimi bir arkadaşınızın zor durumda kaldığınızda giydiğiniz iç çamaşırından bile bulaşma riski var.Ancak siz asla bunu bilemeyeceksiniz.Çünkü sevgili virüsümüz 20 sene vücudunuzda mutlu mesut yaşayıp ansızın ortaya da çıkabilen türden.HPV yi tespit etmek için muhakkak vücutta deformasyona sebep olması gerekiyor maalesef…

Hala bulaşmamışsa nasıl mı korunacaksınız?;6 aylık bir periyot içersinde 3 kere vurdulacağınız ismi Gardasil olan,özel sigortalı arkadaşların ücretsiz vurdulabileceği omuzdan sevk edilen bir aşı ile.Avrupa da ergenlik çağına girmiş tüm kadınlara ücretsiz vurulan bu aşı tahmin edebileceğiniz üzere Türkiye’de paralı!Hatta biraz da pahalı.Ama HAYATINIZ KADAR DEĞİL!Önemle söylüyorum ki erkek arkadaşlarında bu aşıyı olmasında fayda var.Çünkü sokakta her gün yanınızdan geçen 50 yaş altı 5 kadından 3’ü HPV taşıyıcısı ve sizlerden birinden ona da bulaştı!!!

Aslında HPV aynı uçuk virüsü gibi.Bazılarımız hayatı boyunca hiç uçukla uğraşmaz,bazılarımız çok nadir görür onu ama bazılarımızın hayatının gerçeğidir.

Son olarak çevrenizde bu virüsü taşıyan tanıdığınız insanlar varsa eğer ki bir çok insan psikolojik sebeplerle saklamakta ;lütfen onların yanında bu konudan bahsederken dikkatli olun.Sonuçta bu virüs veba değil.Aids değil.İnsanın yaptığı herhangi bir yanlışlıktan yada anti hijyenik bir durumdan ötürü oluşmuyor.Sadece bulaşıyor.Eğer tetkiklerini sürekli olarak yaptırırsanız öldürücü bir sonuca da sebep olmuyor.Ama sizin ağzınızdan dikkatsizce çıkan bir tek cümle karşınızda ki hasta insanın kanserini bir sonraki aşamaya taşımaya yetebilir ,o yüzden lütfen konuştuklarımıza dikkat.Bu tür hastaların her şeyden önce düzgün bir psikolojiye ihtiyaçları olduğunu sakın unutmayın.

Araştırın,okuyun,Aşınızı olun ve çok geç olmadan

HAYATINIZI KORUYUN!!!

Not:Bu kadar bilgi edinmemde yardımcı olan ve beni her seferinde tekrar tekrar hayata bağlayan sevgili doktorum Ömer Demirelli’ye tekrar teşekkür ederim.

15 Ekim 2009 Perşembe

Sakinleştirici


Tamam mutluyum ben ,valla bakın çok mutluyum.Sabah aynada ne yapsam saklayamadığım gözlerimin çevresine iyice yerleşmiş kırışıklıkların daha da derinleştiğini gördüm ama gene de mutluyum.Hatta mutlu olmam için bu gün daha da büyük bir sebebim var.İlk pasta siparişimi aldım!Eğer tutarsa bundan sonra tüm boş vakitlerimi pasta yaparak geçireceğim .Ne güzel tam istediğim gibi değil mi?

Bisiklete binerim,motor kullanabilmek için ehliyet kursuna başlarım,sonra bir cesaret dans kursuna başlarım.Hem bugün yarın pasta kursumda başlar.Eee bol bol fotoğraf çekerim.Önümüz kış ,ışık yok ama olsun,ben de gri bulutları çekerim.İçim gibi gri bulutları..

Tekrar ediyorum durmadan,sen pekala yalnız da mutlusun.Bak uğraşmayı düşündüğün ne çok şey var.Bir erkeğin sevgisine ihtiyacın yok senin.Zaten bu erkek milleti sevmeyi de bilmiyor ki.Ya bana hep böyleleri denk düşüyor yada bunların topu böyle.Yalnızım ,mutluyum.Tekrar et ‘yalnızım ,mutluyum’ hatta ilave et No man no cry’…

Komik mi durumum?Komik tabii,kimi kandırıyorum ben…

Kendimi…

Öfkeliyim,kırgınım,bir kuyunun içindeyim ve bir türlü dibe vuramıyorum.Belki tutunmaya çalışmasam her şey daha kolay olacak.Ama birde gurur var ya serde.

Tedaviye gitmem lazım,bugünde gitmedim.Atlatıyorum sözde .Kimi?Kendimi,hatta hayatımı atlatıyorum.

Psikoloğumu mu arasam tekrar?Yüzüm yok ki,ben sana dememiş miydim diyecek.Hazır değilim duyacaklarıma.Ben kendi kendimi de aşağılayabiliyor pekala…

Geçen gün çok sevdiğim eski bir erkek arkadaşım,hastalığımı öğrendikten sonra gidip test yaptırdığını söyledi bana.Ona bulaştırmış olabileceğimi düşünmüş.Donup kaldım,tek bir şey söyleyemedim.İçimde bir şeyler koptu,o fark edemedi.Çok kırıldım,belki hala çok sevdiğimdendir.Vebalı gibi hissettim kendimi.Açık olmanın,dürüst olmanın bedeli bu olmamalı.Üstelik erkekler için öldürücü bir tehlikesi bile yok.Sonuçta uçuk virüsü gibi bir şey.Eski kabusum geri geldi.Halbuki ne çok uğraşmıştık biz bu psikolojiyi yenmek için doktorumla.O yüzden kaçıyorum belki doktordan,beni böyle görünce kızacak.İnanmıyorum da artık tekrar sağlıklı olacağıma…


Tamam başa geri dönerim.Mutluyum ben,çok mutlu.Yalnızım ama mutluyum.HPV li ve mutlu ,vebalı ve mutlu,yalnız ve mutlu…

Kimi kandırıyorum ben….

Kendimi…

14 Ekim 2009 Çarşamba

Haykırış!


Hanidir numaradan yazılar yazdım size.Kandırdım sizi ama en çok ta kendimi.Sakladım zavallılığımı,acılarımı.Maskeler taktım.Mutlu insan maskeleri…

Kendimin kendisiyle yüzleşmesiydi halbuki Sahibine Mektuplar.Çoğu kendimeydi mektupların.Aynamdı burası hiç birşeyi saklamayan.Ama kirlettim ben onu.Doğruları yazmadım,gerçeklere rütuş yaptım.Anlatamadım.Korktum,başkalarının üzüleceğinden,beni üzeceklerinden korktum.

Ve yoruldum!

Gerçekler mi;

Hani benim bir sevgilim vardı ya isyan etmiştim bir kez ;evliydi o.Karısıyla ayrı yaşıyorlardı uzunca bir süredir.Yani ben tanıştığımda da böyleydi durum.Öyle kabul ettim ben onu,öyle sevdim.Rahatsızdım durumdan,kim rahatsız olmaz ki.Öyle 1,5 sene yaşadım ben onunla,hep umut ederek bir şeylerin yoluna girmesini,hep sabır ederek hayatımız diyebileceğim bir hayat inşa edeceğimiz günleri.Sonra ne mi oldu.?Ayrıldık !!!Yorulmuştum ben ,kırılmıştım çokca.Başka yerlerde Onda bulamadığım sevgiyi aramaya başlamıştım.Hal böyle olunca daha da daralmıştım.Yanlış yollara sapmıştım.

Ayrıldık,sessiz sedasız.Birlikte olmamız gibi lafsız lakırtısız.Saygı ve sevgi kalmıştı geriye bizden.Yani ben öyle sanmıştım.Arada halimi hatrımı soruyordu,cevap veriyordum bende,şüpheler içinde.Korkuyordum çünki,yanlış yapmaktan,yeniden başlamaktan,yada başlayamamaktan.Sonra bir gün ansızın söyleyiverdi gerçeği.Benden çok uzun bir zamandır sakladığı gerçeği.Boşanmış!!!Benden saklamış ,kendince sebeplerinden ötürü!!!Benden hayatını saklamış!!!

Ben hayatımı onun için saklayıp ,ona taşırken ,ben onun için yaşayıp ,onun için nefes alırken,ben onunla hayaller kurarken,benden hayatını saklamış.

Ağladım,çok ağladım ama yeterince değil ama yitip giden 1,5 seneme değil.30 yaşına gelmiş koca bir kadın olarak kendimin nasıl olup ta hala gerçekleri görmekten aciz olduğuna ağladım.

Ne bekliyordu bana bunu söyleyince,ne yapmamı bekledi ki söyledi tam da şimdi???Abarttığımı söyledi bana,aldatmadan sayılmazmış bu.Bence aldatmadan daha da kötüydü yaptığı…Kalbim bir kez daha kırıldı.Yok artık yeniden başlama gücüm.Korkuyorum artık aşktan.Sevmiyorum kimseyi.

Bugünlerde yıllar önce içimde biriktirdiğim öfkem yeniden filizlendi içimde.Yüzüm güleç,kalbim nefret yüklü.Boğazımda düğümler var,kimse görmediği zaman çözülen düğümler …Kimsenin görmesini artık istemediğim düğümler.Yaralarımı göstermiyorum artık kimseye.Kim görse bir çizik te o attı çünkü üstüne.

Rüzgara karşı yalnız bir kadınım gene…Ama bu kez sonsuza kadar yalnız yürümeye kararlı bir kadın…

Daha anlatacak gerçeklerim var,anlatmazsam zorlayın…

11 Ekim 2009 Pazar

Küçük Bir Aşk Masalı II


Sıkıntı ile uyudu o gece Beyza.Karmaşık rüyalar gördü.Sabahı aynanın karşısına geçip böyle bir ilişkinin mümkün olmayacağını kendi kendine tekrar ettiyse de ne Erkan’dan uzak durmayı ne de kesin bir karar alıp ona karşı olan duygularını kabullenebilmeyi başardı.İş yerinde bir araya gelmek için sürekli bahaneler buldular her ikiside.Gözleri ne zaman birbirini bulsa kalplerine yol oluyordu.

Derken bir gece internette konuşurken Erkan duygularını açıklayı verdi Beyza’ya.Beyza bekliyordu bunu ama gene de şaşırdı.Korkttu.Kendinden korktu.Beyni ne kadar ona olmaz dese de duygularına hakim olamıyordu.Erkan’ı ne zaman görse daha önce bilmediği bir duygu bedeninde ki tüm hücreleri ele geçiriyordu.Elinde olmadan Erkan’ın peşinden onun aşkıyla bu ilişkinin içersine düşüverdi sonunda Beyza.Ama ne içinde büyüttüğü öfkenin ne de çarpık duygularının farkında değildi.Kendini tam anlamıyla akışına bırakmıştı olayların ve olaylar onları hızla uçuruma doğru sürükleyecekti.

Beyza ilişkilerinin gizli kalması gerektiğine karar verdi.İşyerinde ilişkilerinin ortaya çıkmaması için iki yabancıyı oynamalıydılar.Ama bu öyle zordu ki…Beyza ölesiye kıskanıyordu Erkanı.Öyle ki yanına biri yanaşacak olsa her ikisini de öldürmek istiyordu.Erkan’ın herkesle çok iyi geçiniyor olması ise olayları iyice çığrından çıkarıyordu.

Biliyordu Beyza hastalıklı bir duyguydu bu hissettiği ama zaten hissettiği hangi duygu sağlıklıydı ki o aralar.İstiyordu ki kıskanılan kendisi olsun,istiyordu ki kendi canı nasıl yanıyorsa Erkan’ın ki de öyle yansın.O yüzden başka insanlarında ilgisini çekebilmek için her gün bir öncekinden daha güzel görünmeye çalışıyordu.Bununla da yetinmeyip o sıralar kendisine geri dönmeye çalışan eski sevgilisinden gelen her şeyi mutlulukla karşılıyordu.Halbuki yapılması gereken belliydi.Kesin bir dille karşı tarafa hayatında başka biri olduğunu söylemek ve sonsuza kadar kendisinden uzak durması konusunda uyarmaktı.Ama Beyza bunu yapmıyordu.Yaparsa Erkan’ın canını yakamayacaktı,elinden gelen başka hiçbir şey yoktu.Halbuki Erkan büyük olgunluk gösterip durumu umursamamaya çalışıyordu ki bu Beyza’yı daha da çileden çıkarıyordu.Öyle bir öfke vardı ki içinde görmüyordu,karşısında duran ve onu deli gibi seven erkeği görmüyordu.Onun için her şeyi göze alabilecek bu adamın sevgisinin de kendisinin de derinliğinin farkında değildi.Beyza sadece tüketmek istiyordu.Birileri onun acılarının bedelini ödemeliydi.İşin en kötü tarafı yaptıklarının kendi de farkında değildi.Sanki içgüdüsel olarak yıkıma programlanmış gibiydi.

Günler birbirini kovalarken Erkan’ın,Beyza’nın ve işyerinden başka bir arkadaşları olan Leyla’nın birlikte İzmir’e gitmeleri gerekti.Beyza mutluydu ve sorunsuzdu çünkü Leyla,Erkan’ ı kardeşi gibi görür ve Erkan da ona abla derdi.Üstelik severdi de Leyla’yı Beyza.İzmir’e varmadan önce Erkan’ın ve Leyla’nın işi için Susurluk’ta uzunca bir süre kaldılar.Sonra geç vakit İzmir’e geçtiler.Gece Leyla yıllardır görmediği dayısında kalacaktı.Hiç istemeye istemeye Erkan’dan ayrılarak Dayısının peşinden eve doğru yol aldığında hala bakışları Erkandaydı.Belki ilk kez bu kadar derinden O’na aşık olduğunu hissediyordu Beyza ve belki ilk kez bu kadar saf ve temizdi duyguları .Annesinin doğduğu şehir ona iyi gelmiş,kim olduğunu anımsamıştı belki de.

Her ne kadar Dayısını 18 yaşındayken tanımış olsada çok severdi Beyza.Hem dayısını hem yengesini ölen anne ve babası gibi severdi.Yıllardır aradığı aile sıcaklığı vardı onların evinde ve bu ona çok iyi geliyordu.Orada kalıp onların kızı olmak yada daha iyisi böyle bir aileye ait olmak istiyordu.Aslında hayattan tüm beklentisi buydu.

Dayısı ve yengesiyle bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah iş görüşmesi için Aydına doğru yola çıktı Beyza.Öğleden sonra tekrar İzmirdeydi.Koşar adımlarla Erkanın ve Leylanın çalıştığı mağazaya doğru ilerledi.Kapıdan girip onu görünce içi rahatladı.Ama öyle kıpırtısızdı ki Erkan,gerçekten onu sevip sevmediğini bile anlayamıyordu Beyza ve bu onu deli ediyordu.Aslında bu gizlilik oyununu Erkan çok daha iyi oynuyordu.

Akşamüzeri Leyla benim bitirmem gereken işler var ama siz bu güzel havayı kaçırmayın diyerek ikisini dışarıya dolaşmaya yolladı.Hava hakikaten güzeldi,aylardan nisan olmasına karşı Mayıs sonunu andıran ılık bir bahar akşamı vardı İzmir’de.Elele tutuşup Kordon boyuna yürüdüler Alsancaktan…

Her ikiside öyle mutluydu ki.İlk defa bu kadar özgür hissediyorlardı.Onları tanıyan kimse yoktu,dedikodu eden kimse yoktu,gizlilik yoktu,sürekli onları takip eden bakışlar yoktu,ağız arayan arkadaşlar yoktu.Sadece aşk vardı.Kalan ömürlerini orada Kordonboyunda oturdukları bankta geçirebilecek kadar mutluydular.Ama en büyük düşmanları zaman insafsızca ilerleyip onları geri dönüş yoluna yürüttü.Mağazaya geri döndüklerinde gene iki yabancıydılar,gene gizlilik kuralları işliyordu.Geriye sadece dudaklarında dudaklarının tatları ve o günün anısına çekilmiş yıllar sonra bile baktıklarında içlerine işleyecek fotoğraflar kalmıştı.

O geceyi hep birlikte Beyza’nın uzaktan akrabası olan aynı zamanda teyzesiyle iş ortaklığı yapan Arzu’nun evinde geçirdiler.Tıpkı Leyla gibi Arzu’nun da Erkan ve Beyza arasında ki kaçamak bakışlar gözünden kaçmamıştı.Ama sesini de çıkarmadı Arzu bu duruma.

Sabah erkenden yola koyuldular.Önce manisa’da harika bir kahvaltı yaptılar sonra Bandırmaya kadar arabayı kim kullanacak kavgası ettiler ve nihayet Bandırmadan Yenikapı feribotuna bindiler.Artık herkes yorgundu.Gerçek hayatlarına doğru yol alıyordu feribot ve bu yorgunluklarına mutsuzlukta katıyordu.Üç saatlik yolculuğun sonunda Feribot İstanbul’a vardı.

İstanbul puslu,İstanbul soğuk ,İstanbul her zaman olduğundan daha boğucuydu şimdi onlar için.İstemeye istemeye feribottan inip Beyzanın arabasını alması için ofise doğru yola koyuldular.Yoldayken Beyza ‘keşke hiç dönmeseydik ‘ dedi.Keşke diye yanıtladı Erkan onu.Her ikisi de o an bilmeseler bile hayatları boyunca tekrar edeceklerdi bu cümleyi ne zaman İzmir seyahatlerini düşünseler.

Sonunda ofise varırdı ,Beyza arabasını aldı ve yollar bir kez daha ayrıldı…O ana kadar onlar için ileriye doğru giden ibre o andan sonra geriye doğru gitmeye başlayacaktı.

8 Ekim 2009 Perşembe

Yayınlamadıklarımdan; Sessiz Gemi II



Sevdiğim,

Bu kez yıllar sonra okurken senin ağlayabileceğin bir mektup yazıyorum sana.Yazarken de kendim ağlıyorum.

Aslında ne hissettiğimi kendimde bilmiyorum.İçimde bir fırtına hazırlığı var.Koptu kopacak farkındayım.Boğazımda düğümler var.Keşke biran evvel kopsa o fırtına,keşke uyutmamayı başarsam kendimi.Telaşlıyım,bir an evvel dibe vurmak istiyorum ki o kadar çabuk yukarı çıkayım tekrar.Ama bilirsin ben güçlü durmayı severim.İçimde bir şey dik dur diyor işte.Azar azar ölüyorum ben sevdiğim.

Allah’a sığınıyorum.Neden diyorum?Neden yollarımız bir çakışıp bir ayrılıyor bizim.Ve dua ediyorum bir daha yaşamayalım diye bu acıyı.Biliyorum bu şehrin bir yerinde sen de perişansın şimdi.Muhtemelen içiyorsun,içip içip kederleniyorsun.Üzme kendini,ben kıyamam ki sana.Beni bilirsin kendimden önce başkasına öfkelenirim,unut söylediklerimi.O kadar acıyordu ki canım,acıtmak istedim belki de seni.

Küçüğüm,ben seni çok sevdim.Ben seni iki kere çok sevdim,ikisinde de kaybettim.Ama ne olur bari bu kez sen üzülme.Yaralarımız sarılacak elbette.Gülümsemeyi öğrenecek yüzlerimiz.Hiç söylemiş miydim ben , gülmek ne çok yakışıyor sana.Umarım bütün ömrün gülerek geçer,o güzel gözlerine bulut düşmesin hiç.

Tekrar görecek miyiz birbirimizi bilmiyorum.Ama kalan hayatımda sen olmazsan eğer ki söz vermiştin bana yanımda kalmaya.Bil ki tek dileğim mutlu olman senin.Umarım karşına hep doğru insanlar çıkar.Umarım tek kalp kırıklığının adı Başak olur.Umarım gökyüzün hep güneşli ,yolların hep açık olur ve umarım dönüp ardına hiç bakmazsın.

Ben seni o unuttuğum geçmişimiz de çok incitmişim sevdiğim,umarım bir gün beni anlar ve affetmeyi öğrenirsin.Umarım ben sana kılavuz olmam.

Ben gene anılarımı atmayacağım,bu sefer onları unutmamaya çalışacağım.Aslında o kadar zor ki yok muşun gibi davranmak.Bu evde ,iş yerinde hatta hergün yürüdüğüm çimlerde o kadar izin var ki;fotoğraf makinem de senin parmak izlerin duruyor,yoldan ne zaman bir motor geçse sensin benim için.Ortak arkadaşlarımız var sonra,en güzel fotoğraflarım senin çektiklerin.Yani özetle ben ne cep telefonumdan ismini,ne evimden izlerini ne de kalbimden yerini silmeyeceğim.Silemeyeceğim.Öyle ya yeryüzünde en güvendiğim adam sensin…

Ama kırgınım da çokca.Öyle inandırdın ki beni,öyle alıştırdın ki varlığına.Şimdi kanatları kırık kuş misali,gökyüzünü bildiğim halde uçamıyor gibiyim.İçimde bir isyan var,kabullenmek istemiyor bir yanım.

Bizim gideceğimiz yerler,çekeceğimiz fotoğraflar vardı be sevdiğim.Yarışmalar kazanacak,fotoğraflarımızı yarıştıracaktık biz daha seninle.Gene yaşayamadıklarımız bavullarımızda ,gene kalplerimizde kırık bir aşkın izleri,gene dillerimizde bir acı şarkı gene yollardayız sevdiğim.Ama bu kez zıt yönlere doğru….

Yolun açık olsun Küçüğüm,sevdiğim,erkeğim.

Rabb’im karşına hep güzel şeyler çıkarsın.

Eğer olurda bir gün dönersen bu kez ne olur geç kalan sen olma!!!!

Seni Seviyorum…

6 Ekim 2009 Salı

Karşınızda Zuzu….:)


Evet yetmedi.Bir kedi ,bir hamster beni kesmedi,şimdi de bir köpeğimiz oldu.Hanımefendi yanda ki fotoğrafta görüldüğü üzere gayet çirkin bir sokak köpüşü olup bu aralar şımarıklığın zirvesinde gezmektedir.

İşin şakası bir yana onu şirketin yakınındaki bir serada bulmuşlar.

Geldiğinde titrek bir şeydi,benden başka kimse onu kucağına almak istemedi.Çünkü ciddi pire kaynıyordu üzeri.Bir iş arkadaşımla birlikte yıkadık ama tabii pireler yıkanmakla gitmez.Neyse patronlardan sahiplenme kararı çıkınca bizim küçük hanım doğru veterinere gitti ve pirelerinden arındı.Ama daha henüz bir aylık bir bebe olduğu için henüz aşılarını yaptıramıyoruz.Tabii 1,5 ayına kadar kasları düzgün çalışmadığı içinde ciddi bir tuvalet sorunumuz var.

Hafta sonu dayanamayıp Zuzu ‘yu eve getirdim .Tanrı’m benim nasıl anlayışlı bir kedim varmış meğersem.Cuma ve Cumartesi geceleri Gümüş,Zuzu ve ben birlikte uyuduk.Ancak Cumartesi sabahı bir ıslaklıkla uyandı yatak eşrafı!!!Zuzu çiş yapmış….Tabii Pazar gecesi Gümüş’ün ve benim ortak kararımla yataktan ihraç edildi Zuzu hanım…

Şimdi ofiste,bir süre bizim departmanda misafir olduktan sonra bahçede kulubesinde yaşamaya başlayacak.Maalesef kardeşleri onun kadar şanslı değildi.Sokakta Zuzu gibi o kadar çok yardıma ihtiyacı olan hayvan var ki.Hepimiz birine el uzatsak dünya onlar için daha yaşanılabilir olur.Üstelik bizim hayatımıza kattıkları pozitiflikleri saymıyorum bile.Mesela Zuzu şuan beni annesi sanıyor ve tüm günü benim peşimde geçiyor J

Öyle sokak köpeklerini yada kedilerini evlat edinmek pahalı bir şey de değil.Sizin yemek artıklarınızla bile pekala doyabiliyorlar.Barınacak bir kulube ve temiz su.Tüm bekledikleri bu aslında bir de tabii sevgimiz…

Sağır Kedicim sınavı geçtim mi bilmiyorum ama daha hangi hayvanları evlat edinebilirim bilmiyorum.Elimden geldiğince bir şeyler yapıyorum işte…J

Bu arada fotoğraflar bana ait ...

Sevgiyle Kalın…

SAYAÇ

Sitenizesayac.com