9 Mayıs 2010 Pazar

Annem’e


Keşke neşeli bir şeyler yazabilseydim buraya anne.Ama olmuyor işte konu sen olunca …Daha anne der demez seller akıyor bende.Oysa sen hiç sevmezsin ağlamamı,hatta ağlayan insan sevmezsin.Dik durmalı insan dediğin senin için.O yüzden cenazende bile ben çok ağlayamadım anne.Hatta gelirken sana vapurda çok sevdiğin martılara simit verdim sıradan bir günmüş gibi…Bir tek işte bilirsin sen ,seni getirince camii avlusuna koptu bir şeyler bende anne…Dayanamadım…Sonrasını anımsamıyorum zaten anne,sende anımsama…Sonrası kötü ,alıp seni toprağın altına koydular,sonrada üzerini kapadılar hele o tahtalar yok mu o tahtalar…


Bugün anneler günü. Artık saymıyorum bu kaçıncı sensiz anneler günüm.Onca sene geçti ne anne olabildim ne anne diyebildim.Sana verdiğim sözlerin hiçbirini de yerine getiremedim.Hala Şafak adında bir kızım yok mesela .Şafak kızı Başak ,Başak kızı Şafak olamadık biz anne.Olacağımız da yok bilesin bu vakitten sonra.Kızın öyle yalnız öyle ıssız yaşayıp gidiyor işte.


Hala hırçın hala dik başlıyım ama yaşlandıkça daha bir sen oluyorum galiba .Dayım ne vakit görse gözleri dolarak ‘Hoş geldin Şafak’ diyor.Sanırım o da seni özlüyor ama onu kıskanıyorum ben anne.Çünkü senle benden çok vakit geçirdi tıpkı ağabeyim gibi…


Yok işte,ne yapsam yerin dolmuyor.Özlüyorum seni.Cebimde hep en son geldiğimde senden aldığım kozalak,zor anlarımda kimseye çaktırmadan onu sıkıyorum avucumda anne.Sanki aramızda gizli bir sembol gibi,ben onu sıkınca sen koşup geleceksin imdadıma…


Ama gelmiyorsun anne…Bense zamanı geri almak istiyorum hep.Hani bana her gece tekrar tekrar kırmızı başlıklı kızı anlattığın gecelere dönmek istiyorum.Gene sesini boğuklaştırıp kurdun taklidini yap sonrada beni gıdıkla istiyorum.Sahi ne çok gülerdim ben,artık gülmüyorum anne..


Şu kızın ,ayışığın,papatya prensesin her şeye her acıya dik durdu da bir yokluğuna duramıyor artık anne…Üstelik hayat zor,hayat insafsız…Doğru ne,yanlış kim karışmış artık birbirine …Yardımına ihtiyacım var ne olur gel anne…


Ne olur gel

Kızın yorgun

Kızın bezgin

Kızın ıssız

Gel annem…


Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun….



8 Mayıs 2010 Cumartesi

****


Dün gece;


Alkol komasına girmek üzere olan bedenimi yatağa zorla sürüklüyorum ama nedense yatağı görünce yeni bir ağlama krizine giriyorum.Koca yatağın bir köşesine büzüşüp kalıyorum öylecene.Biri sarılsın diye bekliyorum.İstiyorum ki bilincim kapansın,hiçbir şey hissetmeyeyim.Evde ki bütün hapları toplayıp yutmayı yada bu yorgun bedeni camdan aşağı fırlatmayı düşünürken yakalıyorum kendimi….


Dik dur Başak diyorum !Dik dur! Sen yıkılmak nedir bilmeyenlerdensin.Acı çekebilirsin ama gene de dik dur!Kaderine inat,hayata inat dik dur!


Neden sonra uykuya kapanıyor gözlerim.


Sabah saat 5:00 ;uyanıyorum,bir yanım acıyor sanki.Fiziksel bir acı olmasa da tüm bedenim de hissediyorum varlığını.Kalkıp tüm odaları dolaşıyorum,ıssızlığımın farkındalığında…Telefonlara bakıyorum bir küçük umutla…Mesaj yazmak istiyorum ,gururum karşıma dikiliyor.’Olmuyorsa zorlama ‘diyor.Kendimi uykunun güvenli kollarına bırakıyorum bir kez daha…


Bu sabah;


Dün kü o neşeli kızdan eser yok,onca hayali kuran ben değil de başkasıydı sanki.Boğazımda bir yumru ve kalbimde kocaman bir sıkıntı annemin fotoğraflarına bakıyorum her çaresiz kaldığımda yaptığım gibi.Şimdi bir odadan çıksın dizine yatırsın beni,saçlarımı okşasın,gözyaşlarımı silsin istiyorum.Şu hırçın ,inatçı başına buyruk kızının içinde ki düğümleri birbir çözsün istiyorum.Ama işte O bile terk edip gitmiş beni ‘adam’ gitse çok mu?


Dik dur diyorum kendime.Hani çok sevsen bile ,arkana bile bakmadan gidebilirdin ya sen bunu bilerek yaşıyordun ya …Hadi yap şimdi diyorum kendime.Hadi kaldır rafa tüm hayallerini ,hadi alış yeniden yalnızlığına,hadi mühürle kalbini yeni baştan…


Korkmayın elbette yapacağım.Önce kendimi dışarı atacağım ,vuracağım yeniden yollara.Fotoğraf çekeceğim gene bol bol.Mutlu insan fotoğrafları ,belki sırrını öğrenebilirim fotoğraflarım anlatır bana .Uzak uzak yerlere gideceğim.Son kalan gücümle köklerimi sökeceğim topraktan,kuş olup uçacağım.Bilinmezliğe…Bilinmeyene

6 Mayıs 2010 Perşembe

6 Mayıs 1972 -Üç Fidan


Baba,

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın.

Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu.

Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, (…) anlayacağını inanıyorum.

Cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara´da 1969´da ölen arkadaşım Taylan Özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul´a götürmeye kalkma.

Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım…

Oğlun Deniz Gezmiş

Merkez Cezaevi

İdam edilmelerinin üzerinden 38 yıl geçti bugün.Sırf Deniz'i değil ,Hüseyin İnan'ı ve Yusuf Aslan'ı saygıyla bir kez daha anıyorum.Onlar cesur yürekli,gözü pek gerçekten vatansever üç genç fidanlardı.Türkiye'nin bir büyük ayıbı olarak tarih sayfalarında yerlerini aldılar...

Dilerim daha büyük ayıplarımız olmaz...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Anne Olmak…


Başlığı okuyan ya delirdiğimi yada hamile olduğumu zannedecek.Delilik bir miktar mevcut ama hamilelik bildiğim kadarıyla yok!


Bugün iş yerimizde eskiden çalışan bir arkadaşımız geldi.İşe alınmasına vesile olduğum benden küçük ve küçük kızım,kardeşim gibi sevdiğim bir arkadaşım.Yaklaşık 2 sene önce evlenip Çanakkale’ye taşınmışlardı ve şimdi de 6 aylık hamile.Bir erkek annesi olmaya gebe…


Yusyuvarlak karnıyla ,top yutmuş gibi görünüyor uzaktan.Karnı hariç hiç kilo almamış.Çok güzel gözüktü gözüme,derlerdi de inanmazdım erkek bebek anneyi güzelleştirir diye,ideal bir hamile kadın olmuş.Tam benim kendim için hayel ettiğim gibi..


Onu öyle görünce,karnını okşayıp sevince bana bir haller oldu.Bastırdığım çocuk sahibi olma arzum birden ortaya çıkıverdi.’Ben de istiyorum ‘ deyiverdim.

Evet ,’Ben de istiyorum’!Mümkünse erkek bebek,ama her şeyden önce sağlıklı.Adı ;Efe ,olmadı Ege…Annesi denizin kızı ,babası rüzgarın oğlu….Belki kadın okuyucular ruh halimi daha iyi anlayacaktır.Nasıl da istedim 3 ay sonra bebeğini kucağına alacak olanın ben olmayı…Sonra durdum’Başak bu Gümüş’e bakmak gibi bir şey değil,ağır sorumluluk.Hem maddi hem manevi,sana boş bir sayfa verecekler ve sen dolduracaksın onu ,hakikaten hazır mısın?Yok mu hiç korku ?’ dedim kendime…


Yok! Ben de istiyorum!!!


Vitrinde gördüğü oyuncağa sahip olmak için ortalığı yıkan çocuklar gibiyim.Ben de istiyorum.Yaşım erdi kemale,anne olmak istiyorum…


‘Adam’ okusa arkasına bakmadan kaçar belki.(Ki muhtemelen okur) ama ne yapayım yalan değil ben de istiyorum.


2 Mayıs 2010 Pazar

1 Mayıs'tan Kareler ve İzlenimler..

Sabah saat 7:20
'Adam'beni ayağa dikiyor...
Zaten yol yorgunu bedenim bir görevi yapacak olmasına karşın direne direne dikiliveriyor.
Saat 8:30
Yollar kapatıldığı için Kabataş'ta inip Taksim'e doğru yürümeye başlıyoruz.Sonunda Gümüşsuyu'na varıp ,alana alınmak için güvenlik kontrolü noktasında bekletilmeye başlıyoruz.
Saat 10:15
Polis halimize acıdığından mı yoksa bunları az daha burada bekletirsek birbirlerini yiyecekler diye düşündüğünden mi nihayet bizi içeri arıyor.

Ben çile bitti sanıyorum o andan sonra ama çok yanılıyorum,asıl çile o andan sonra başlıyor.'Adam' beni tamda tahmin ettiğim üzere birazdan geleceğim diye metro girişinde bırakıp kortejlerin arasında tanıdık simalar aramaya gidiyor.Yanında arkadaşı da var.Neyse ki benimde yanımda arkadaşım var...

Alan doldukça doluyor,güneş tam tepemizde,düzenleme öyle yapılmış ki alandan çıkış yok.Alanın içinde WC yok,yemek yok,seyyar satıcılar olmasa su bile yok ama insan çok...!!!
Çılgın bir kalabalık halindeyiz,her yaştan insan var,bebekler ve yaşlılar dahil..!Taa nerelerden gelmiş insanlar bu anı kaçırmamak için.

Saat 13:00

Bu işkence bana yeter deyip,üzerine sığındığımız kaldırım kenarından arkadaşımı da alıp ilk gördüğüm barikatın üzerinden polisin gözünün içine baka baka atlıyoruz.Bununla da yetinmeyip,polislerle oturup artık çatlamaya başlamış başlarımız ağrısını dindirmek için birer çay içiyoruz.Sağolsunlar yer veriyorlar bize!!!

Çaylarımızı bitirdikte sonra yürüye yürüye Eminönü'ne doğru yol alıyoruz.Biz varmak üzereyken 'adam 'arıyor,O da bunalmış artık.Peşimizden onlarda geliyor ve Taksim meydanına girmemizin şerefini balık ekmek ve bira ile kutluyoruz!!!

Siz benim bu alaycı anlatımıma bakmayın.68'ler vardı dün alanda ,onlar için kimbilir ne önemliydi 33 yıl sonra o alanda 1 Mayıs'ı kutlamak.Ama organizasyon daha iyi olabilirdi.Mesela ben her dilden çalacak 1 Mayıs şarkılarından hiçbirini duyamadım maalesef.Kortejler haricinde gelen insanlar pekala çoştururabilir,halaylar çekilip,o kalabalık elele verebilirdi.

Maalesef olmadı... 2011 'e inşAllah...

Haa alanda olmadığı için çok şaşıdığım bir şey daha ;ambulans!

Neyse çok fazla eleştirmeyeceğim ,gelemeyenler için benim objektifimden 1 Mayıs kareleri aşağıdaki linkten...;

1 Mayıs 2010-Taksim Meydanı


Sevgiyle Kalın...

30 Nisan 2010 Cuma

1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN


Fazla vaktim yok...
Ayağımın tozuyla yeni geldim İstanbul'uma...
Ve yarın sabah...
Yıllardır yapmaya hasret olduğum şeyi yapmaya
Bir borcu yerine getirmeye
1977 'den bu yana kazanmaya çalıştığımız bir hakkı elde etmiş olmanın haklı gururuyla
Bayramımızı kutlamaya
Taksim meydanına gidiyorum...

İşçi kardeşlerimizle birlikte elele ,
Umarım sorunsuz
Umarım neşe içinde
Bir şenlik havasında
Bayramımızı kutlayacağım...

Korkmayın ,'adam 'yanımda ...

Annem olsa kemiklerimi kırardı...:)

Nur içinde yat anneciğim;kızın alnı ak ,başı dik,hala buradayım diyebilmenin çoşkusunu taşımakta yüreğinde...

Hepinizi beklerim...

Sevgiyle Kalın...

27 Nisan 2010 Salı

Gene Frankfurt Gene Özlem...


Gene Frankfurttayım.
Gene çok özledim daha şimdiden herşeyi.
Birde başım ağrıyor ki sormayın...
Kendimi Türkçe sözlü müzikler dinleyerek teselli ediyorum.
Daha iki koca gün var memleket solumaya...
Neyse ki bu sefer şimdilik su bulmuş durumdayım.
Yorgunum,içim hüzün dolu...

Yengeç burcu işte saksısını değiştirdin mi solan çiçekler gibi yer değiştirdi mi hemen depresyona giriveriyor.

Aslında sırf o da değil...
Şiir yüreklim ,'adam'ı iki haftadır göremiyorum...
Çok özledim...
Şimdi diyorum burada olsa yanımda,elimi uzatsam dokunsam tenine,aynı havayı solusam,az rüzgar esse kokusu dolsa burnuma...

Bu ülke değişimleri bana hiç iyi gelmiyor benden söylemesi...
Birde sabah Gümüş gideceğimi anlamış gibi öyle naz etti ki bana...
Yatakta başını omzuma patisini yanağıma yaslayıp öylecene uyudu...
Onu da çok özledim ...

Özledim işte ...
Çok
Özledim...

SAYAÇ

Sitenizesayac.com