1 Temmuz 2009 Çarşamba

Kafası Karışık


İki saattir bilgisayarın başına gelip gidip baktığım bu boş sayfaya ne yazacağıma karar verebilmiş değilim.Biraz sıcaktan biraz kafamın karışıklığından ne yazacağımı bir türlü bilemedim.Yani açıkcası yazasım gelmedi bir türlü ki bu bana çok sık olmaz.Benim hep söyleyecek bir şeylerim yazacak hikayelerim olmuştur.

Bu aralar psikoloğumu özlüyorum,annemi özlüyorum,babamı özlüyorum.Karamsar olmamak istiyorum,mutlu olmak için adeta çırpınıyorum ama çözümlerini bilmediğim sorunlar var ve benden büyük olan ,gücümün yetmediği şeylerden korkuyorum.Korkunca da sığınmak istiyorum.Anneme,babama,psikoloğuma,doğruluğuna inandığım birilerine.Ama bu kez de güçlü yanım,gururlu yanım devreye giriyor.Bu yerde yatan,yenik insan sen misin,kalk çabuk ,toparlan,sen bu değilsin,kimse görmesin bu bitmiş halini diyor ve ben,çocukken yaz akşamları annem çağırınca oyundan dönermiş gibi isteksiz boynu bükük tekrar hayata karışıyorum.

Bazen adımın yanlış konulduğunu düşünüyorum,benim adım hüzün olmalıydı belki de,hep bir yanım hüzün oldu çünkü.İçimde bir yerlerde bir parçasını taşıdım ben hep.

Beni bunaltan şeyin ne olduğunu biliyorum aslında,yerimde başka biri olsa çoktan kurtulmuştu bu durumdan muhtemelen.Ama ben ,yapamıyorum işte,Aklım başka şey diyor ,vicdanım ayrı.Demeklede kalmıyor bu ikisi hiç durmadan konuşup,yiyip bitiriyorlar beni.En çok ta yalnız kalınca…Birden bire ortaya çıkıp,başlıyorlar tartışmaya…Uzlaşmıyorlar da bir orta noktada,tam bir karar çıktı diyorum,birden bire değişiveriyor her şey,yeniden başlıyorlar tartışmaya..Yiyip bitiriyorlar beni…Bu kez devreye zaman giriyor ,hadi onun ellerine bırakalım her şeyi,o temizler her şeyi,bilir en iyisini diyorum.Ama buna da ben razı gelemiyorum bir türlü.Bu seferde iç sesim diyor ki;sen genç değilsin ki…Zaman ki en değerli şey,boşa harcama onu,senin yerine karar vermesini bekleme,bırakma kendini onun ellerine,o ki hissettirmez kendini,çok ta yumuşaktır geçişleri ama gün gelir bir bakarsın ona bıraktığın için karar vermeyi haddinden fazla şey kaybetmişin…

Yani sizin anlayacağınız ben kararsız,ben karamsar, ben bu aralar köşeye sıkışmış bir haldeyim.

Belki en iyisi uykuya sığınmak,çocukken odam da hayaletler var sanır bu yüzden bir türlü rahat uyuyamazdım.Sonra bir gün bir düş kurdum;Bir erkek ,bir kadın iki rüya perisi geldi karyolamın başucuna,tuttular beni kollarımdan,gittik birlikte düşler ülkesine…Herşeyin güzel olduğu o ülkeye.Bu düşe o kadar inandım ki,başım ne zaman sıkışsa rüya perisini çağırdım,yıllar geldi geçti ama rüya perisi beni hiç bırakıp gitmedi.Belki eskisinden az ama gene de ne zaman istesem geldi,götürdü beni düşler ülkesine.Unuttum bende dertleri,kederleri,o ülkede…Belki bu gecede çağırsam gelirler gene…Ne dersiniz????

Kafası fazla karışıktan not :Endişelenmeyin delirmiyorum,sadece aklımın iplerini fazla serbest bıraktım…

26 Haziran 2009 Cuma

İyi Ki Doğdum;Bak Şimdi 30 Oldum


Doğumumdan 30 sene sonra ilk defa istediğim gibi patırtısız,gösterişsiz,yapmacıklıktan uzak bir doğum günü kutladım.Kendimi tüm akşam için bir program yapalım diretmelerine ‘HAYIR’ dediğim için kutluyorum.Öyle ya uymamız gereken 6 madde var artık.Her ne kadar iç sesim acaba ayıp mı ediyorum,kırıyor muyum insanları diye sorsa bile ondan daha kuvvetli bir ses hayır asıl olan senin ne istediğin demeyi bildi.

Bugün tüm gün boyunca doğum günümü kutlayan herkes ,sadece gerçekten içinden geldiği için yaptı bunu ve işte bundan ötürü şu an çok mutluyum.Kimse saçma bir kutlama sebebiyle yapmacık davranışlar sergilemedi ve bende bu davranışları görüp insanlardan tiksinmedim.Ama arayıp,soranlar,bir şekilde bana ulaşanlar içinde bir iki satır yazmadan edemeyeceğim;

Kimi ta çocukluğumdan,kimi ilk gençliğimden,kimi okuldan,kimi iş hayatından,kimi yakın geçmişimden,kimi anılarımdan,kimi zaten yanı başımdan ama hepsi kalbimin içinden;bugün bir şekilde beni anımsayıp iyi dileklerini ileten herkese çok teşekkür ederim.Umarım bundan sonraki yaşlarımı da hep sizinle alırım…

Bu arada söylemeden edemeyeceğim;tüm gün boyunca arayıp 30’lar kulübüne hoş geldin diyen tüm arkadaşlarımın yanıldığı bir konu var…Ben yaşlanmıyorum sadece yaş alıyorum…İçimde ki çocuk hala okul öncesi çağda ,avazı çıktığı kadar bağırarak oyunlar oynuyor,zaman zaman beni de dahil ederek…

Sevgiyle Kalın...

20 Haziran 2009 Cumartesi

Nasıl Geçti Habersiz O Güzelim Yıllarım…


Artık duymayan bir sağır sultan kaldı ,evet 6 gün sonra benim doğum günüm.Üstelik bu sene diğerlerinden biraz daha özel çünkü 30. yaş günüm.3.ondalığa giriş,20’lere veda,genç insan kimliğine son…Artık 30 yaşındasın demek daha fazla sorumluluk,daha fazla olgunluk ve daha fazla sinir oldum şeylerden bir demet sanki.Tabii bir de hesaba bedeninin sana ihanetini katmak lazım.Sarkmaya başlayan uzuvlar artık iyiden iyiye kendini belli eden çizgiler,beyaz düşmüş saçlar.O kadar olsa yine iyi,senelerce yağlı olduğundan şikayet ettiğim cildim şimdi kuru,dokunsanız yumuşaklıktan bükülüp kırılan tırnaklarım şimdi fazlasıyla sert,gözlerimin altında torbalar oluşuyor ve saçlarım bir türlü sağlıklı görünmüyor,haa alakasız yerlerde biriken yağlardan dolayı daha kadınsı görünen vücut hatlarımı unutmamak lazım tabii.

Ama ben hala çocuğum!!!İçimde büyümemek için ısrarcı bir çocuk var hala.Çocuk kimliğimle,kadın kimliğim arasına sıkışmış kalmış gibiyim.Ben hala pamuk şekeri yiyip,pembeye boyanmış dilimi herkese göstermek istiyorum.Ben hala dondurmayı külahta seviyorum ve külahta dondurma yemenin en keyifli yanının gönlünce tüm yüzüne bulaştırmak olduğunu düşünüyorum.Ben hala nerde çizgili bir kaldırım taşı görsem sek sek oynamaya başlıyorum.Ben hala yolda gördüğüm tüm sokak hayvanlarını durup seviyorum ve ellerimi yıkamam gerektiğini aklıma getirmiyorum.Ve ben hala nerede bir çimenlik bulsam üstümde ne olduğuna aldırmadan üzerine seriliveriyorum.

Aslında yazmak istediğim şeyler bunlar değildi.Ama yazdım bir kere silmeye hiç niyetim yok.Zaten hiç sevmem ben silmeyi,ne hayatıma girenleri silebildim,ne kötü çıkmış fotoğraflarımı ne de babamın evinde duvarıma yazdığım yazıları…Bu aralar silebildiğimi keşfettiğim tek şey hafızamda ki anılarım….

Evet 30’uma az kaldı.İmalı şakalar yapanların ve depresyona girmemi bekleyenlerin aksine ben oturdum son 30 senenin muhasebesini yaptım.Sonuç;kocaman bir sıfır.Başkaları için yaşanmış bir hayat.Aman o üzülmesin,bu kırılmasın diye geçmiş koca 30 sene.Hep öncelik başkalarına tanınmış sanki.Oysa bu hayat benim.

Hal böyle olunca kalan 30 sene için tedbir almak gerek diye düşündüm ve 26 Haziran günü uygulamaya koyulmak üzere bir dizi kararlar aldım.Buyrun işte hayatımı kurtalma planım

  1. Hayır demeyi öğreneceğim
  2. Yalın ve net bir şekilde tam olarak ne istediğimi söylemeyi öğreneceğim ve ısrarcı olanlara karşı bende istediğimi yapmakta inatçı olacağım
  3. Hayatımın önceliklerini başkaları üzülmesin diye değil kendim üzülmeyeyim diye yapacağım.
  4. Duygusallığımı ve aile ağlarını beni sömürmek için kullananlardan hızlı bir şekilde bedeli ne olursa olsun uzaklaşacağım.
  5. Bazılarını çok sevdiğim halde canımı yakıyorlarsa ,onları da hayatımdan çıkaracağım.En azından canım bir kere yanar.
  6. Yapmak istediğim her şeyi yapacağım.Aklımda kalacaklarına anılarımda kalsınlar.

Şimdilik aklıma bu kadar geldi,başka aklıma gelen olursa sonra onları da ilave edip Sahibine Mektuplara koyacağım,koyacağım ki her an orada kendine verdiğin sözü tut dercesine dursunlar,unutmama izin vermesinler.

Belki hepiniz benim gibi hayatınızda başkaları için ödünler veriyorsunuz.Karşılığını alabiliyorsanız ne ala.Karşılıktan kastım,onlarda sizin için bir şeylerden vaz geçebiliyor aman o üzülmesin diyebiliyorsa,yoksa geç olmadan vaz geçin.Vaz geçin ve hayatınızın sahibi olun.

Sevgiyle Kalın…

13 Haziran 2009 Cumartesi

Kocam Size Emanet….!!!


Hafta içi televizyonun karşısında pinekleyip kanal kanal gezerken birden bile bir programa gözüm takıldı ve aynı anda acaba bizim toplum ataerkilden anaerkile mi geçiş yaptı benim haberim yok diye düşünmeye başladım.

Kısa süre önce yemeklerini yarıştıran hanımefendiler galiba bununla yetinmemiş olacaklar ki bu kez de kocalarını yarıştırmaya başlamışlar.İşin ilginç yanı bu gariban kocalar buna nasıl razı gelmiş.Şimdi programı hiç izlememiş olanlar gayri ihtiyari bu hanımefendilerin kocalarını yarıştırmasından en mükemmel eş olanın seçildiğini falan zannedebilirler ama öyle değil.Durum daha da trajik hatta trajikomik.

Bu hanımefendiler yememişler içmemişler,senelerdir aynı evi paylaştıkları kocalarının beğenmedikleri yönlerini oturup konuşarak çözmek yerine ,nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde eşlerini bu programa katılmayı razı getirip ,5 günlüğüne bir eve tıkıp,orada eğitim almalarını sağlamışlar.Şimdi eğitim almak kötü bir şey değil diyebilirsiniz ama iş sadece moda ,spor ,dans,görgü ,sofra adabı gibi konularda eğitim almakla kalmayıp ,ki buna da taktım ben,bir de sevgili hanımefendilerin kocalarından mutlu olmadıkları noktalarla ilgili ceza vermesine kadar gidiyor.Şaşırmayın çünkü bu zavallı ,öz güveni sıfıra indirgenmiş,rezil olmuş adamcıklar yer silmekten,ütü yapmaya hatta yemekten nefret ettikleri şeyleri yemeğe bile zorlanıyorlar.Hemen burada bir noktaya değinmek istiyorum,mevcut hanımefendilerin büyük bir çoğunluğu ev hanımı!!!

Gelelim eğitim konusuna;özellikle dans dersine taktım ben.Dersimizin konusu Tango.5 gün ile sınırlandırılmış olmasından kaynaklı sanırım hızlandırılmış Tango.Varsayalım ki bu beyfendiler 5 günde tangoyu yalayıp yuttular,ya hanımlar acaba kaçı biliyor tangoyu.Bizim ulusal dansımız falan da bana mı öğretmediler bunca yıldır? Tango eğitimi veren saygıdeğer hanımefendinin şu sözlerine de takıldım ben.Hanımefendi hanımefendileri dansa kaldırma yöntemlerini anlatırken dedi ki eşlerini dansa kaldırırken çiçek gibi sunacaksınız dans platformuna!!!Yahu biz kadınlarımıza ,erkeklerle birlikte hayata karışmalarını,omuz omuza hayatla mücadele etmelerini öğütlüyoruz,siz gene kadın milletinin bilinçaltına o çıt kırıldım çiçek,böcek,pamuk prenses imajını şırınga ediyorsunuz.Bir kere tango tutkunun dansıdır,bizim kadınlarımızın kaçı cinsel kimliğiyle barışık.Yazık gerçekten çok yazık…

Kendimi bunca soytarılığın yarışmanın sonunda ödül olarak verilen 10 000 TL için olduğuna inandırmaya çalışıyorum.Umarım her yanından ego fışkıran bu hanımefendiler,gerçekten 5 günde kocalarının başka insanlara dönüşeceklerine,evlilikleri ile ilgili tüm sorunların bu program ile çözüleceğine ve daha da mühimi tek sorunun sadece eşleri olduğuna inanmıyorlardır.Çünkü iki kişi arasında bir sorun varsa emin olun ki suç tek kişi de değildir.

Önce yemekler,sonra kocalar bakalım Türk televizyonculuğu önümüzde ki günlerde daha neleri yarıştıracak ve bu yolla bu toplumu yozlaştıracak.Neyse en azından bana yazacak konu yarattılar.

Şimdi hepiniz yukarıda ki fotoğrafla, konuyu bağdaştıramamış olabilirsiniz ama bu fotoğraf el yapımı (benim elim)ve geçen ki yazıma çok güzel bir şiir yazan ,blog sayesinde tanıdığım Erkan’a.Umarım ismini yazmamdan rahatsız olmaz.Aslında fotoğrafı direk onun bloğuna yollamayı çok denedim ama gene bilişimsel yeteneksizliğim baş gösterdi.Neyse umarım beğenir,umarım herkes beğenir…


Sevgiyle kalın…

7 Haziran 2009 Pazar

Yaşasın Fotoğraf Çekmek…


Ve sonunda uzun ve meşakkatli geçen bir satın alma kararı sonrasında Canon 450 D ‘me kavuştum.Sanırım hayatım boyunca kendime aldığım en pahalı hediye bu oldu.Bir nevi doğum günü hediyesi.Hatta üzerine daha fazla anlam yükleyip topu topu 19 gün sonra 30. yaşıma gireceğim için bunu bir 20li yaşlara veda 30 lu yaşlara merhaba hediyesi olarak da kabul edebiliriz.

Şimdiye kadar yazarak kendini ifade eden biri için fotoğrafla ifadeyi denemek başlangıç dönemi için bir hayli zor geçiyor diyebilirim.Yani tek bir fotoğrafla tüm anlatmak istediklerini anlatmak,tüm o duyguyu tek bir resimle dışa aktarmak gerçekten zor.Ama benim umutlarım var,benim hayallerim var ve tüm bunları gerçekleştirebilmek için yaşama dair gücüm ve hırslarım var.

Eminim ki önümde uzun bir yol var ama ben bu yolu kat edip yolun sonunda bambaşka bir hayat bulmayı bekliyorum.Fotoğrafçılığın temeli ışık,hatta photo yunanca ‘da ışık demek.Işık olmadan hiçbir şey olmuyor.İşte tam da bu noktada Fotoğrafçılık’ta benim hayatımın ışığı…

Kimse merak etmesin yazmaktan asla vaz geçmiyorum.Hatta artık yazdıklarımı,çektiklerimle süslüyeceğim.Tıpkı becerebilirsem yan tarafa yüklediğim albüm gibi…Umarım beğenirsiniz ,yorumlarınızı bekliyorum…

19 Mayıs 2009 Salı

Bana Gitme Demedin


Bu mektup sana;son bir yıldır hep yanımda olan ama aynı zamanda beni hep uzakta tutabilmeyi başaran sana.Hiç sevdiğini söylemeyen ama belli etmekten de çekinmeyen,son bir yıldır geçirdiğim tüm kötü şeylerde yanımda olan beni yalnız bırakmayan sana.

Evet,böyle liseli kızlar gibi tarih tutmayı hiç sevmem ama 6 Haziran’da bir seneyi dolduracak ilişkimiz.Ayrı ayrı hayatlarımız için pekte iç açıcı bir sene sayılmazdı ama birlikteliğimiz için güzel sayılırdı her şey.Hatta şimdi durup buradan baktığımda aslında ne kadar çok yol kat ettiğimizi,birbirimizi ne kadar çok benimseyebildiğimizi görebiliyorum.

Aslında bunları yazmak benim için çok zor.Ben ki fırtınalı aşklara alışık bünye,inişlerin çıkışların kraliçesi,nerde hareket orada bereket dercesine aradan oraya koşuşturan insan nasıl oldum da kendimden bu kadar zıt bir insana aşık oldum şaşılacak iş.

‘Aşık oldum’ ;oldum mu bilmiyorum.Sanki sen orada beni bekliyordun.Tüm acılarımı dindirmek,beni sakinleştirmek,durgun sularında ,çocukken annemin kucağında yaptığım tren seyahatlerinde ki gibi sallaya sallaya uyutmak dinlendirmek için.Seni sevdim ben,hem de çok sevdim.Her gün daha çok sevdim.Seninle uykuları sevdim,yemek hazırlama telaşlarını,kurarlarını sevdim.Gerçekte göstermediğin sevgini,uykunda yada ben hastayken göstermeni sevdim.Önemsedim seni ben.Biliyorum yapmamalıydım ama hayatımın ortasına yerleştirdim ve seninde öyle yapmanı bekledim.

Evet bekledim…Aslında çok şey beklemedim senden dedim ama bekledim.Beni hayatının ortasına koymanı,bana vakit ayırmanı bekledim.Taşıdığım yüklerden ağrımış sırtımı sana dayamayı bekledim.Beni hala beğendiğini arada bir de olsa belli et bekledim.Eskiden olduğu gibi Ortaköy’de çay içmeyi, arada bir sinemaya gitmeyi yada sahilde yürümeyi bekledim.Sokakta yürürken elimi tutmanı bekledim.Sabahları çıkarken beni öpmeni, akşamları geldiğimde sarılmanı bekledim.Daha çok coşku daha az yergi bekledim.Yaptığım yemekleri beğenmeni bekledim.Ama sen bana bir gitme bile diyemedin.

Doğru hatalıydım,saçmalıyordum.Kontrolümü kaybetmiş ve fevri hareket ediyordum.Normalde umursamayacağım şeyler için onca emeği sokağa atmaya kalkıyordum.Ama yorgundum,ama bezmiştim,ama söylemiştim ve ama sevgi bekliyordum.Güçlü,yürekten gelen,kadın kalbimi ısıtacak,korkutacak,diz çökmeye zorlayacak kuvvetli bir sevgi.

Her şeyin azıyla yaşayabilirim bu dünyada.Daha az parayla, daha az gıdayla,daha az alışveriş yaparak ama sevginin azıyla yaşayamıyorum sevgilim.Ya çok sev beni, benim seni sevdiğim gibi yada bırak gideyim.Böylesi inan daha zor,benim kalbim hala senin,hala radyodaki bir şarkıyla dalıp gidebiliyorum içinde sen olan hayellere,hala ben bu adamı seviyorum diyebiliyorum resimlerine bakınca ve hala sevgimi korkmadan söyleyebiliyorum sana ya da tüm evrene.Ya sen sevgilim?Kalbin hala aynı mı benim için?



Yazarın Notu;Alışkanlık oldu artık her yazıya çektiğim bir fotoğrafı eklemeye çalışacağım.Umarım beğenirsiniz.

Sevgiyle Kalın…



2 Mayıs 2009 Cumartesi

Hayat Ertelemeye Gelmez



Yazıma bir itirafla başlamak istiyorum.Açıkçası konu aşk ,meşk olunca hele bir de kalp yarası hafiften sızlıyorsa yazması çok daha kolay oluyormuş.Halbuki sıradan şeylerde yazmak lazım.Çünkü aslında çok sıradan değil mi hayatlarımız?

Sıradan,çünkü çoğumuz her sabah aynı saatte yataklarımızdan kalkıyoruz,belki duş alıyoruz, bazen iki üç lokma bir şeyler yiyoruz çoğunlukla ona da vakit bulamıyoruz ve kirası ateş pahası olan ama otel gibi kullandığımız evimizden fırlayıp gidiyoruz.Sonrası malum,eğer İstanbul’daysak cehennem gibi bir trafik ,işe varış,muhtemel bol stresli ve haddinden uzun bir mesai,posası çıkmış bir halde eve geliş,akşam yemeği yada ona bile fırsat kalmadan televizyonun karşısında sızış…Aynı bu sıralarda televizyonda sıkça dönen reklam filmi gibi.

Halbuki neler hayal etmiştik ilk gençlikte hayatımızın ilerisi için.Hepimiz birer idealisttik.Neler olmak için yaratılmıştık ama neler olduk.Ama sistem denilen bu mükemmel çark bizi de içine bir şekilde çekti öğüttü ve hepimizi birer kurulu robot haline getirdi.Öyle ki bu halimizle hayattan zevk aldığımızı bile iddia eder olduk.Düşünmeden,düş kurmadan,belki de hayatta nelerden zevk aldığımızı bile öğrenemeden geçip gidiyoruz işte bu hayattan.Arkamızda bıraktıklarımızsa ödenmiş faturalarımız,kredi kartı ekstrelerimiz,aynı saate ayarlanmış cep telefonu alarmlarımız.Bu mu bizim hayata gelme sebebimiz?En son hangi düşü kurdunuz yada daha iyisi en son ne zaman düş kurdunuz???

İşte bu soruları sordum ben de kendime…30 olmama birkaç ay kala fotoğraf çekmekten çok zevk aldığımı aslında pastacı olmak istediğimi,İngilizcedense İtalyancayı tercih edebileceğimi ve yazılarımı başka platformlarda da okuyucularına ulaştırmak istediğimi keşfettim.Biliyorum çoğunuz biraz geç olmuş diyeceksiniz bana.Hatta satış müdürü olmuşun işte işini de seviyorsun derdin ne diyeceksiniz bana?Ama ya gerçekten muhteşem pastalar yapabilecek kadar kabiliyetliysem yada en az Ara Güler kadar harika fotoğraflar çekebileceksem ve hatta Nobel’i kucaklayabilecek kadar muhteşem bir roman yazabilme yeteneğim varsa.Sizce de denemeye değmez mi?Bunun adı maceracılık değil,sakın yargılamayın.

40’ıma birkaç ay kala hala İtalyanca konuşamıyorsam,çektiğim fotoğraflar hiç ödül almamışsa,yazılarım hala sadece sahibine mektuplarda sahiplerini arıyorsa ve ben hala anneden kalma yöntemlerle pasta pişiriyorsam ve içimde tüm bu yaşanamamışlıkların sızısı beni kemirip duruyorsa neye yarar bu hayat.

Ha şimdi ha yarın diye ertelediğimiz bu hayatların süresi ne yazık ki hiç belli değil ve tüm bu hayallerimizi gerçekleştirmek için bir on yılımız daha var mı hiç bilmiyoruz.Artık kemikleşmiş değer yargılarımızdan,bize çizilmiş hayatlarda yardımcı oyuncu olmaktan vazgeçelim derim.Kendi hayal ettiğimiz hayatın baş rol oyuncusu olmak için şansımızı zorlayalım.Hazır baharda kapıyı zorlarken bizde düş kurup,düşlerimizi gerçeğe taşımak için ne gerekiyorsa yapalım.Çünkü hayat ertelemeye gelmez…


Yazarın kendine notu:Yazıya birde tazecik yeni çekilmiş bir fotoğrafımı ekledim.Uzun saçlarımı malum hastalık sebeplerinden kestirdim ve resimlerde artık küçük bir kız çocuğu gibi de durmuyorum.İtiraf etmem gerekirse bu durum sinirimi de bozmuyor değil!Yaş-la-nı-yo-rum…J Alın size hayatı ertelememek için bir sebep daha…

SAYAÇ

Sitenizesayac.com