29 Ekim 2009 Perşembe

Nice 86 Yaşlara …Ebediyete…Yaşasın Cumhuriyet!!!!


Nice emeklerle,kanla,göz yaşıyla bir büyük destanla kururmuş Cumhuriyetimizin 86.Yılı hepimize kutlu olsun!!!!

Kötü şeyler yazmayacağım bu gün,umut yazacağım sadece,sevgi yazacağım,birlik beraberlik yazacağım.Bunları dileyeceğim.Ve elimi uzatacağım kim olduğunu bilmeden yanımdakine ,dini,dili,ırkı,tuttuğu futbol takımı,rengi önemli olmadan ,birlikte inşa ettiğimiz bu cumhuriyeti birlikte kutlamak için.

İstanbul’un bir çok yerinde artık gelenekselleşmiş Cumhuriyet Yürüyüşü düzenleniyor bugün.Ben Kadıköy’de kine katılacağım.Saat 19:00’da Suadiye ışıklarda başlayacak.Hepinizi davet ediyorum,elimi uzattığımda tutmanız için,birlik için beraberlik için…Size uzaksa yakında olan başka bir tanesine muhakkak katılın.Katılın ki bu milleti aydınlatacak olanın ampul değil Cumhuriyet olduğunu,biz Cumhuriyet çocuklarının hiçbir şekilde Ata’sının izini terk etmeyeceğini ve bir araya geldiğimiz de tek yürek tek ağız tek yumruk olduğumuzda aslında bizim dışımızdakiler için de ne denli korkutucu olduğumuzu gösterin onlara…

Muhakkak çocuklarınızı da dahil edin bu yürüyüşe,hava soğuk ama demeyin.Bu cumhuriyet ne zorluklarla kururdu.Onu yaşatacak olan,bizler,bizim çocuklarımız,onlara bu sevgiyi aşılayın.Görsünler!Dostlarını ve düşmanlarını tanısınlar….

Uzun uzun yazmayacağım,içim çoşku dolu!!!

Cumhuriyet Bayramımız bu vatanın üzerinde yaşasın yaşamasın ,bu vatan için kalbi atan herkese Kutlu Olsun..

Ne Mutlu Türk’üm Diyene!!!!!

25 Ekim 2009 Pazar

Küçük Bir Aşk Masalı III


Günler birbirini kovalıyor,zaman onların aleyhine işliyordu.Artık ofiste herkes onları konuşuyor,Beyza kulağına gelen dedikoduları ısrarla yalanlıyor.Hatta hastalıklı bir şekilde daha konusu açılmadan biz sadece arkadaşız diyordu.İçinde bir yerlerde deli gibi ilişkisini meşrulaştırma arzusu ,dışarıdaysa teyzesinden gelecek tepkinin korkusu vardı.Ve bu korku tüm arzularını bastırıyordu.

Bir gün Beyza işyerinde çalışan başka bir arkadaşı olan Şemsi ile birlikte Bursa’ya iş gezisine çıktı.Yolda ondan bundan konuşmaya başladılar.Şemsi bir yolunu bulup konuyu şirkette ki ofis aşklarına getirdiğinde Beyza’nın kalbi sıkıştı.İçinden ne olur sormasın yalan söylemek istemiyorum diyorum diye dua etsede,Şemsi onu köşeye sıkıştırdı.Dedikodu,ardı arkası yok dedi Beyza,yalan dedi ama ikna edemedi.Ateş olmayan yerden duman tütmez dedi Şemsi.İyice köşeye sıkışmıştı Beyza.Birden bire Erkan’ın bana öyle bir ilgisi var ama benim yok deyiverdi yüzünde sinsi bir gülümsemeyle.Ama az sonra Şemsi’nin söyleyecekleri onu ölesiye mutsuz edecek,ilişkisi üzerine düşünmeye itecek,içinde fırtınalar koparacak,hatta kendini yapayalnız hissedecekti.

Şemsi Beyza’ya bakıp ‘Olmasın zaten dedi! Olsa da gönül eğlendirdiğini düşünürdüm,sana da yakıştıramazdım .Sen büyüksün Erkan’dan.Hiç düşündün mü bu ilişki nereye gider?Varsayalım iş ciddiye bindi,Erkan’ın ailesi seni gelin diye kabul eder mi?Onlar etse senin ailen eder mi? Düşün bir kere olacakları dedi. O yüzden senin ilgin olmasın Erkan’a,onun kisi de geçer zaten,genç delikanlı olur böyle şeyler dedi….

Beyza’nın kalbine oklar saplandı.Beyza’yı vurdular o dakika.Beyza bitti o saniye.Beyza’nın ruhu bedenden ayrıldı,ruhu orada Eskihisar Arabalı vapur iskelesinde kaldı,geriye bedeni döndü sanki…

İstedi ki geçmişi hiç olmasın,daha önce yaşadıkları,sadece Erkan olmuş olsun hayatında.Doğru muydu Şemsi’nin söyledikleri.Gerçekten yarın Erkan elinden tutsa kalan hayatım senindir dese bir anda cehenneme mi dönecekti hayatları.İstemez miydi onu Erkan’ın ailesi.Kim isterdi ki oğlundan büyük gelin adayını.?Demek insanlar uzaktan gönül eğlencesi olarak görüyorlardı ilişkilerini,acaba gerçekten Erkan için bu ilişki böyle miydi?Gelip geçici bir şey,öyle ya daha çok gençti…

Keyfi kaçtı Beyza’nın.Zaten kimseye güvenmemeye programlanmış kalbi şimdi Erkan’ı sorgulamaktaydı.Geri dönüpte yalnız kaldığında aradı sevdiğini üstün körü anlattı.Şemsiyle aralarında geçen konuşmayı.Erkan tek taraflı Beyza’yı sevdiği yalanını duyunca bozulur gibi oldu ama Beyza şirinlikler yaptı sevdiğine.Unuttu gitti Erkan.Zaten Erkan kimsenin ne düşündüğünü umursamayacak kadar aşıktı.Beyza’nın dudaklarından ‘Öl’ çıksa belki ölecekti de…Gözden kaçırdığı tek şey vardı ki o da Beyza’nın umursadıklarıydı….

O günden sonra Beyza hep uzakta kaldı izledi,ölçtü biçti…Dışarda olduklarında hep uzaktan izledi Erkan’ı.Bir arkadaşları vardı ,Meral.Delinin teki,Beyza’nın departmanında çalışıyordu.Kimsenin pek umursamadığı biri.Beyza kardeşi gibi severdi onu,o yüzden yanından hiç ayırmazdı.Erkan da severdi Meral’i.Buluşmalarının çoğunda Meral’de yanlarında olurdu,böylece yakalanma risklerini de yok etmiş oluyordu ki bu tabii ki Beyza’nın fikriydi.

Beyza üçü bir araya geldiğinde,uzakta kalır Meralle Erkan’ı izlerdi.Nasıl da anlaşırlardı o ikisi.Kıskanmazdı da tuhaf.Düşünürdü uzun uzun,Meral’in daha çok ortak yanı var Erkan’la ,o zaman neden ben? Derdi içinden.Ne buldu ben de acaba ,gerçekten seviyor mu beni diye içinden geçirildi hep.

Gitgide düşünceleri yalnızlaştırmaya başladı Beyza’yı.Erkansa kendi aşkından gözleri kör Beyza’nın yaşadıklarından,içinde kopan fırtınalardan bi haberdi.Şimdi onlar bir ilişki içine sıkışmış iki aşıktı.Biri ötekinin aşkından pervane,öyle ki gözleri Beyza’da ki değişiklikleri göremeyecek kadar kör,diğeri deli gibi sevildiği halde şüpheler içinde,korkularına yenik,düşünceler içersinde…Daha yukarılarda birileri ise ‘Aşk korkaklar için değildir’ demekte…

23 Ekim 2009 Cuma

Hadi Kızın Bana!!!


Bu yazıyı daha yazmaya başlamadan çok tepki toplayacağımı biliyorum,hatta yazma Başak bile dedim kendi kendime.Ama olmadı,parmaklarım buluştu bir kez klavyeyle,durmak olmaz.Kızan kızsın,birkaç kişinin fikrini değiştirebilirsem ne mutlu bana…

Günlerdir hatta haftalardır dünyaya kendimi kapadım ,içimde olup bitenlerle uğraşıyorum.Zaten depresifim bari dış dünya beni etkilemesin diyorum.Ama ne mümkün her gün blogta bir arkadaşım yazıyor dış dünya hakkında,ya da internette başka bir sayfada.Küfür eden mi istersin,bela okuyan mı,herkes külliyen milliyetçi oldu bir anda.Ben de bu vatan uğruna canımı vermeye hazırım ama gaza gelerek değil,bize anlatılan masallarla değil,ardını arkasını bilmeden,medyanın diline doladıkları ile değil!!!Sözüm herkese;

Terörist değilim ve teröre karşıyım,çünkü insan canı benim için değerli.Türk’ü de Kürt’ü de,Ermenisi de,Yunan’ı da…Hepimiz Allah’ın kullarıyız sonuçta,hepimiz topraktan geldik ve oraya döneceğiz.Ama şimdi herkesi birkaç dakikalığına olayın öteki yüzüne bakmaya davet ediyorum.

Dağda ki adam neden dağda?Can sıkıntısı mı?Herşeyi varken İstanbul’da Bursa ‘da ,İzmir’de Ankara’da,Antalya’da yaşayan bir Türk ya da Kürt evladının sahip olduğu tüm haklara sahipken mi çıktı bu İNSAN’lar dağa…

Her şeyden önce eğitimsizler,eğitim şartları ya yok ya da inanılmaz derece de kötü,her şey den önce işsizler ,açlar…

Herkes kabul etsin Türkiye iki ayrı ülke ,Ankara’nın batısı ve doğusu…Ankara sınırını geçtiğiniz anda bunu hissetmeye ve yaşamaya başlıyorsunuz zaten.Yatırımlar hep batıya,istihdam hep batı’da .Şimdi diyeceksiniz ki terör o bölge de olduğu müddetçe özel sektör yatırım yapmayacaktır.Doğru haklısınız.Ama peki neden terör her şeye rağmen var.Ve hatta neden terör şiddetini artırarak her ülke de var.İrlanda ‘da IRA,Japonya’da JRA,Lübnan’da ASALA,Yunanistan’da ELA,Meksika ‘da PDRP ve daha niceleri…Neden?

Sakın birileri bu işten ekmek yiyor olmasın.Mesela silah ticaretinden…!!!!Bu kadar büyük bir sektör ve bu derece ciddi bir para elinin altında akıp dururken kim ister ki terörün bitmesini…

Hele de söz konusu yer Türkiye’yse…Konumu itibariyle yüzyıllardır dünyanın gözünü diktiği,dışardan sardılarak fethedemediği için sonunda ekonomik oyunlarla parsel parsel satın aldığı canım ülkem…

Bu vatan hepimizin,kurtuluş savaşını verirken cephede kürtü,türkü,çerkezi,lazı bir aradaydı.Birlikte can verdi.Nasıl bir Türk askeri öldüğünde bu vatan üzerinde ki bir ananın bağrı yanıyorsa unutmayınız dağda ki terörist de öldüğünde bu vatan üzerinde bir ananın bağrı yanıyor.Üstelik o acısını haykırdığında hepimizin tepkisini alıyor,o yüzden gizleniyor ,o yüzden belki kin duyuyor…

Ne ölen askerlerimiz ne ölen teröristler ,hepsi birer maşa.O yüzden biz (hepimiz din,dil,ırk ayrımı yapmadan)uykumuzdan uyanıp tek yumruk olmadıkça daha köşelerimizden çook yazarız.Çok ağlarız,daha nice evladını toprağa verir bu millet,daha nice anne gizli gizli feryat eder bir köşede…

GÜNAYDIN!!!!

18 Ekim 2009 Pazar

Madem Sevişemiyorum Ben de Savaşırım !!!


Human Papilloma Virus;yani kısaca HPV.Kadınlarda rahim ağzı kanserine yol açan,Türkiye ve Dünya da özellikle kadınlarda en yaygın rastlanan ve göğüs kanserinden sonra ölüme en çok sebebiyet veren aslında son derece zararsız sevgili virüsüm.

Türkiye de 5 kadından 3’ü şuan HPV ‘ye sahip ama bilmiyor bile.Sevgili virüsüm çok bulaşıcı.Vücuda girdikten sonra üç şekilde varlığını sürdürebiliyor;

  1. Uykuda ;sadece taşıyıcısınız.En azından cinsel ilişkide bulunduğunuz herkese yüksek olasılıkta bulaştırma riskiniz var ama siz bunu bilmiyorsunuz.
  2. Genital siğiller;çocukken pek çoğunuzun elinde çıkan hatta o kaplumbağa eline işerse siğil oluşur dedikleri türden ama bu kez genital bölgenizde.Ölmeyeceksiniz ama muhakkak bir doktora başvurunuz
  3. Benim durumum;Rahim ağzı kanseri.Öleceksiniz ama hemen değil.Eğer benim gibi Rahim ağzı kanseri öncesi başlangıç evresindeyseniz ki doktorlar bunu CIN I –CIN II-CIN III diye nitelendiriyor,tedavi olmadığınız takdirde önümüzde ki üç sene içinde bu fani dünyadan ayrılıyorsunuz anlamına geliyor.

Başlangıç evresindeki hastalara onkolojik herhangi bir tedavi uygulanmıyor.Onun yerine kanserojen hücreleri yok etmek için kullandıkları kreoterapi adında 3 veya 4 seanstan oluşan bir hücre öldürme çalışması uygulanıyor.Sonrasında tekrar smear testi yapılıp hastanın geldiği nokta tespit ediliyor.Eğer kanserojen hücre kalmamışsa tedavi son buluyor.Ancak kurtuldum diye sevinmeyim.Çünkü tekrarlama ve hatta ömrünüz boyunca sürekli olarak kreoterapiye gitmek zorunda kalma riskiniz mevcut.Bu tamamiyle size ,vücut direncinize ,hayat standartlarınıza bağlı.Sağlıklı besleneceksiniz,üzülmeyecek,kızmayacak,ağlamayacaksınız.Stress tamamiyle yasak.Kilo almak,kilo vermek,grip olmak yada benzeri hastalıklara yakalanıp vücut direncini düşürmek yasak.Yediklerinize dikkat,çünkü zehirlenmekte yasak!!!Siz başlığa aldanmayın sevişmek yasak değil ,tabii bu şartlar altında bir partner bulabilirseniz.

Peki bu virüs nasıl bulaşır?;En sık rastlanan bulaşma yolu cinsellik olmakla birlikte doğum esnasında bulaşmış olma ,yada kullandığımız umumi tuvaletlerden ve hatta çok samimi bir arkadaşınızın zor durumda kaldığınızda giydiğiniz iç çamaşırından bile bulaşma riski var.Ancak siz asla bunu bilemeyeceksiniz.Çünkü sevgili virüsümüz 20 sene vücudunuzda mutlu mesut yaşayıp ansızın ortaya da çıkabilen türden.HPV yi tespit etmek için muhakkak vücutta deformasyona sebep olması gerekiyor maalesef…

Hala bulaşmamışsa nasıl mı korunacaksınız?;6 aylık bir periyot içersinde 3 kere vurdulacağınız ismi Gardasil olan,özel sigortalı arkadaşların ücretsiz vurdulabileceği omuzdan sevk edilen bir aşı ile.Avrupa da ergenlik çağına girmiş tüm kadınlara ücretsiz vurulan bu aşı tahmin edebileceğiniz üzere Türkiye’de paralı!Hatta biraz da pahalı.Ama HAYATINIZ KADAR DEĞİL!Önemle söylüyorum ki erkek arkadaşlarında bu aşıyı olmasında fayda var.Çünkü sokakta her gün yanınızdan geçen 50 yaş altı 5 kadından 3’ü HPV taşıyıcısı ve sizlerden birinden ona da bulaştı!!!

Aslında HPV aynı uçuk virüsü gibi.Bazılarımız hayatı boyunca hiç uçukla uğraşmaz,bazılarımız çok nadir görür onu ama bazılarımızın hayatının gerçeğidir.

Son olarak çevrenizde bu virüsü taşıyan tanıdığınız insanlar varsa eğer ki bir çok insan psikolojik sebeplerle saklamakta ;lütfen onların yanında bu konudan bahsederken dikkatli olun.Sonuçta bu virüs veba değil.Aids değil.İnsanın yaptığı herhangi bir yanlışlıktan yada anti hijyenik bir durumdan ötürü oluşmuyor.Sadece bulaşıyor.Eğer tetkiklerini sürekli olarak yaptırırsanız öldürücü bir sonuca da sebep olmuyor.Ama sizin ağzınızdan dikkatsizce çıkan bir tek cümle karşınızda ki hasta insanın kanserini bir sonraki aşamaya taşımaya yetebilir ,o yüzden lütfen konuştuklarımıza dikkat.Bu tür hastaların her şeyden önce düzgün bir psikolojiye ihtiyaçları olduğunu sakın unutmayın.

Araştırın,okuyun,Aşınızı olun ve çok geç olmadan

HAYATINIZI KORUYUN!!!

Not:Bu kadar bilgi edinmemde yardımcı olan ve beni her seferinde tekrar tekrar hayata bağlayan sevgili doktorum Ömer Demirelli’ye tekrar teşekkür ederim.

15 Ekim 2009 Perşembe

Sakinleştirici


Tamam mutluyum ben ,valla bakın çok mutluyum.Sabah aynada ne yapsam saklayamadığım gözlerimin çevresine iyice yerleşmiş kırışıklıkların daha da derinleştiğini gördüm ama gene de mutluyum.Hatta mutlu olmam için bu gün daha da büyük bir sebebim var.İlk pasta siparişimi aldım!Eğer tutarsa bundan sonra tüm boş vakitlerimi pasta yaparak geçireceğim .Ne güzel tam istediğim gibi değil mi?

Bisiklete binerim,motor kullanabilmek için ehliyet kursuna başlarım,sonra bir cesaret dans kursuna başlarım.Hem bugün yarın pasta kursumda başlar.Eee bol bol fotoğraf çekerim.Önümüz kış ,ışık yok ama olsun,ben de gri bulutları çekerim.İçim gibi gri bulutları..

Tekrar ediyorum durmadan,sen pekala yalnız da mutlusun.Bak uğraşmayı düşündüğün ne çok şey var.Bir erkeğin sevgisine ihtiyacın yok senin.Zaten bu erkek milleti sevmeyi de bilmiyor ki.Ya bana hep böyleleri denk düşüyor yada bunların topu böyle.Yalnızım ,mutluyum.Tekrar et ‘yalnızım ,mutluyum’ hatta ilave et No man no cry’…

Komik mi durumum?Komik tabii,kimi kandırıyorum ben…

Kendimi…

Öfkeliyim,kırgınım,bir kuyunun içindeyim ve bir türlü dibe vuramıyorum.Belki tutunmaya çalışmasam her şey daha kolay olacak.Ama birde gurur var ya serde.

Tedaviye gitmem lazım,bugünde gitmedim.Atlatıyorum sözde .Kimi?Kendimi,hatta hayatımı atlatıyorum.

Psikoloğumu mu arasam tekrar?Yüzüm yok ki,ben sana dememiş miydim diyecek.Hazır değilim duyacaklarıma.Ben kendi kendimi de aşağılayabiliyor pekala…

Geçen gün çok sevdiğim eski bir erkek arkadaşım,hastalığımı öğrendikten sonra gidip test yaptırdığını söyledi bana.Ona bulaştırmış olabileceğimi düşünmüş.Donup kaldım,tek bir şey söyleyemedim.İçimde bir şeyler koptu,o fark edemedi.Çok kırıldım,belki hala çok sevdiğimdendir.Vebalı gibi hissettim kendimi.Açık olmanın,dürüst olmanın bedeli bu olmamalı.Üstelik erkekler için öldürücü bir tehlikesi bile yok.Sonuçta uçuk virüsü gibi bir şey.Eski kabusum geri geldi.Halbuki ne çok uğraşmıştık biz bu psikolojiyi yenmek için doktorumla.O yüzden kaçıyorum belki doktordan,beni böyle görünce kızacak.İnanmıyorum da artık tekrar sağlıklı olacağıma…


Tamam başa geri dönerim.Mutluyum ben,çok mutlu.Yalnızım ama mutluyum.HPV li ve mutlu ,vebalı ve mutlu,yalnız ve mutlu…

Kimi kandırıyorum ben….

Kendimi…

14 Ekim 2009 Çarşamba

Haykırış!


Hanidir numaradan yazılar yazdım size.Kandırdım sizi ama en çok ta kendimi.Sakladım zavallılığımı,acılarımı.Maskeler taktım.Mutlu insan maskeleri…

Kendimin kendisiyle yüzleşmesiydi halbuki Sahibine Mektuplar.Çoğu kendimeydi mektupların.Aynamdı burası hiç birşeyi saklamayan.Ama kirlettim ben onu.Doğruları yazmadım,gerçeklere rütuş yaptım.Anlatamadım.Korktum,başkalarının üzüleceğinden,beni üzeceklerinden korktum.

Ve yoruldum!

Gerçekler mi;

Hani benim bir sevgilim vardı ya isyan etmiştim bir kez ;evliydi o.Karısıyla ayrı yaşıyorlardı uzunca bir süredir.Yani ben tanıştığımda da böyleydi durum.Öyle kabul ettim ben onu,öyle sevdim.Rahatsızdım durumdan,kim rahatsız olmaz ki.Öyle 1,5 sene yaşadım ben onunla,hep umut ederek bir şeylerin yoluna girmesini,hep sabır ederek hayatımız diyebileceğim bir hayat inşa edeceğimiz günleri.Sonra ne mi oldu.?Ayrıldık !!!Yorulmuştum ben ,kırılmıştım çokca.Başka yerlerde Onda bulamadığım sevgiyi aramaya başlamıştım.Hal böyle olunca daha da daralmıştım.Yanlış yollara sapmıştım.

Ayrıldık,sessiz sedasız.Birlikte olmamız gibi lafsız lakırtısız.Saygı ve sevgi kalmıştı geriye bizden.Yani ben öyle sanmıştım.Arada halimi hatrımı soruyordu,cevap veriyordum bende,şüpheler içinde.Korkuyordum çünki,yanlış yapmaktan,yeniden başlamaktan,yada başlayamamaktan.Sonra bir gün ansızın söyleyiverdi gerçeği.Benden çok uzun bir zamandır sakladığı gerçeği.Boşanmış!!!Benden saklamış ,kendince sebeplerinden ötürü!!!Benden hayatını saklamış!!!

Ben hayatımı onun için saklayıp ,ona taşırken ,ben onun için yaşayıp ,onun için nefes alırken,ben onunla hayaller kurarken,benden hayatını saklamış.

Ağladım,çok ağladım ama yeterince değil ama yitip giden 1,5 seneme değil.30 yaşına gelmiş koca bir kadın olarak kendimin nasıl olup ta hala gerçekleri görmekten aciz olduğuna ağladım.

Ne bekliyordu bana bunu söyleyince,ne yapmamı bekledi ki söyledi tam da şimdi???Abarttığımı söyledi bana,aldatmadan sayılmazmış bu.Bence aldatmadan daha da kötüydü yaptığı…Kalbim bir kez daha kırıldı.Yok artık yeniden başlama gücüm.Korkuyorum artık aşktan.Sevmiyorum kimseyi.

Bugünlerde yıllar önce içimde biriktirdiğim öfkem yeniden filizlendi içimde.Yüzüm güleç,kalbim nefret yüklü.Boğazımda düğümler var,kimse görmediği zaman çözülen düğümler …Kimsenin görmesini artık istemediğim düğümler.Yaralarımı göstermiyorum artık kimseye.Kim görse bir çizik te o attı çünkü üstüne.

Rüzgara karşı yalnız bir kadınım gene…Ama bu kez sonsuza kadar yalnız yürümeye kararlı bir kadın…

Daha anlatacak gerçeklerim var,anlatmazsam zorlayın…

11 Ekim 2009 Pazar

Küçük Bir Aşk Masalı II


Sıkıntı ile uyudu o gece Beyza.Karmaşık rüyalar gördü.Sabahı aynanın karşısına geçip böyle bir ilişkinin mümkün olmayacağını kendi kendine tekrar ettiyse de ne Erkan’dan uzak durmayı ne de kesin bir karar alıp ona karşı olan duygularını kabullenebilmeyi başardı.İş yerinde bir araya gelmek için sürekli bahaneler buldular her ikiside.Gözleri ne zaman birbirini bulsa kalplerine yol oluyordu.

Derken bir gece internette konuşurken Erkan duygularını açıklayı verdi Beyza’ya.Beyza bekliyordu bunu ama gene de şaşırdı.Korkttu.Kendinden korktu.Beyni ne kadar ona olmaz dese de duygularına hakim olamıyordu.Erkan’ı ne zaman görse daha önce bilmediği bir duygu bedeninde ki tüm hücreleri ele geçiriyordu.Elinde olmadan Erkan’ın peşinden onun aşkıyla bu ilişkinin içersine düşüverdi sonunda Beyza.Ama ne içinde büyüttüğü öfkenin ne de çarpık duygularının farkında değildi.Kendini tam anlamıyla akışına bırakmıştı olayların ve olaylar onları hızla uçuruma doğru sürükleyecekti.

Beyza ilişkilerinin gizli kalması gerektiğine karar verdi.İşyerinde ilişkilerinin ortaya çıkmaması için iki yabancıyı oynamalıydılar.Ama bu öyle zordu ki…Beyza ölesiye kıskanıyordu Erkanı.Öyle ki yanına biri yanaşacak olsa her ikisini de öldürmek istiyordu.Erkan’ın herkesle çok iyi geçiniyor olması ise olayları iyice çığrından çıkarıyordu.

Biliyordu Beyza hastalıklı bir duyguydu bu hissettiği ama zaten hissettiği hangi duygu sağlıklıydı ki o aralar.İstiyordu ki kıskanılan kendisi olsun,istiyordu ki kendi canı nasıl yanıyorsa Erkan’ın ki de öyle yansın.O yüzden başka insanlarında ilgisini çekebilmek için her gün bir öncekinden daha güzel görünmeye çalışıyordu.Bununla da yetinmeyip o sıralar kendisine geri dönmeye çalışan eski sevgilisinden gelen her şeyi mutlulukla karşılıyordu.Halbuki yapılması gereken belliydi.Kesin bir dille karşı tarafa hayatında başka biri olduğunu söylemek ve sonsuza kadar kendisinden uzak durması konusunda uyarmaktı.Ama Beyza bunu yapmıyordu.Yaparsa Erkan’ın canını yakamayacaktı,elinden gelen başka hiçbir şey yoktu.Halbuki Erkan büyük olgunluk gösterip durumu umursamamaya çalışıyordu ki bu Beyza’yı daha da çileden çıkarıyordu.Öyle bir öfke vardı ki içinde görmüyordu,karşısında duran ve onu deli gibi seven erkeği görmüyordu.Onun için her şeyi göze alabilecek bu adamın sevgisinin de kendisinin de derinliğinin farkında değildi.Beyza sadece tüketmek istiyordu.Birileri onun acılarının bedelini ödemeliydi.İşin en kötü tarafı yaptıklarının kendi de farkında değildi.Sanki içgüdüsel olarak yıkıma programlanmış gibiydi.

Günler birbirini kovalarken Erkan’ın,Beyza’nın ve işyerinden başka bir arkadaşları olan Leyla’nın birlikte İzmir’e gitmeleri gerekti.Beyza mutluydu ve sorunsuzdu çünkü Leyla,Erkan’ ı kardeşi gibi görür ve Erkan da ona abla derdi.Üstelik severdi de Leyla’yı Beyza.İzmir’e varmadan önce Erkan’ın ve Leyla’nın işi için Susurluk’ta uzunca bir süre kaldılar.Sonra geç vakit İzmir’e geçtiler.Gece Leyla yıllardır görmediği dayısında kalacaktı.Hiç istemeye istemeye Erkan’dan ayrılarak Dayısının peşinden eve doğru yol aldığında hala bakışları Erkandaydı.Belki ilk kez bu kadar derinden O’na aşık olduğunu hissediyordu Beyza ve belki ilk kez bu kadar saf ve temizdi duyguları .Annesinin doğduğu şehir ona iyi gelmiş,kim olduğunu anımsamıştı belki de.

Her ne kadar Dayısını 18 yaşındayken tanımış olsada çok severdi Beyza.Hem dayısını hem yengesini ölen anne ve babası gibi severdi.Yıllardır aradığı aile sıcaklığı vardı onların evinde ve bu ona çok iyi geliyordu.Orada kalıp onların kızı olmak yada daha iyisi böyle bir aileye ait olmak istiyordu.Aslında hayattan tüm beklentisi buydu.

Dayısı ve yengesiyle bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah iş görüşmesi için Aydına doğru yola çıktı Beyza.Öğleden sonra tekrar İzmirdeydi.Koşar adımlarla Erkanın ve Leylanın çalıştığı mağazaya doğru ilerledi.Kapıdan girip onu görünce içi rahatladı.Ama öyle kıpırtısızdı ki Erkan,gerçekten onu sevip sevmediğini bile anlayamıyordu Beyza ve bu onu deli ediyordu.Aslında bu gizlilik oyununu Erkan çok daha iyi oynuyordu.

Akşamüzeri Leyla benim bitirmem gereken işler var ama siz bu güzel havayı kaçırmayın diyerek ikisini dışarıya dolaşmaya yolladı.Hava hakikaten güzeldi,aylardan nisan olmasına karşı Mayıs sonunu andıran ılık bir bahar akşamı vardı İzmir’de.Elele tutuşup Kordon boyuna yürüdüler Alsancaktan…

Her ikiside öyle mutluydu ki.İlk defa bu kadar özgür hissediyorlardı.Onları tanıyan kimse yoktu,dedikodu eden kimse yoktu,gizlilik yoktu,sürekli onları takip eden bakışlar yoktu,ağız arayan arkadaşlar yoktu.Sadece aşk vardı.Kalan ömürlerini orada Kordonboyunda oturdukları bankta geçirebilecek kadar mutluydular.Ama en büyük düşmanları zaman insafsızca ilerleyip onları geri dönüş yoluna yürüttü.Mağazaya geri döndüklerinde gene iki yabancıydılar,gene gizlilik kuralları işliyordu.Geriye sadece dudaklarında dudaklarının tatları ve o günün anısına çekilmiş yıllar sonra bile baktıklarında içlerine işleyecek fotoğraflar kalmıştı.

O geceyi hep birlikte Beyza’nın uzaktan akrabası olan aynı zamanda teyzesiyle iş ortaklığı yapan Arzu’nun evinde geçirdiler.Tıpkı Leyla gibi Arzu’nun da Erkan ve Beyza arasında ki kaçamak bakışlar gözünden kaçmamıştı.Ama sesini de çıkarmadı Arzu bu duruma.

Sabah erkenden yola koyuldular.Önce manisa’da harika bir kahvaltı yaptılar sonra Bandırmaya kadar arabayı kim kullanacak kavgası ettiler ve nihayet Bandırmadan Yenikapı feribotuna bindiler.Artık herkes yorgundu.Gerçek hayatlarına doğru yol alıyordu feribot ve bu yorgunluklarına mutsuzlukta katıyordu.Üç saatlik yolculuğun sonunda Feribot İstanbul’a vardı.

İstanbul puslu,İstanbul soğuk ,İstanbul her zaman olduğundan daha boğucuydu şimdi onlar için.İstemeye istemeye feribottan inip Beyzanın arabasını alması için ofise doğru yola koyuldular.Yoldayken Beyza ‘keşke hiç dönmeseydik ‘ dedi.Keşke diye yanıtladı Erkan onu.Her ikisi de o an bilmeseler bile hayatları boyunca tekrar edeceklerdi bu cümleyi ne zaman İzmir seyahatlerini düşünseler.

Sonunda ofise varırdı ,Beyza arabasını aldı ve yollar bir kez daha ayrıldı…O ana kadar onlar için ileriye doğru giden ibre o andan sonra geriye doğru gitmeye başlayacaktı.

SAYAÇ

Sitenizesayac.com