
1999 yılının ilk ayları.Hava soğuk mu soğuk.Hiç sevmem ben soğuğu o zamanlar da sevmezdim.Annem öleli henüz bir ay olmuş oysa dışardan bana bakan bir insan dört dörtlük bir hayatın içinde yaşadığımı zannedebilirdi.Normaldim,normale benziyordum,aslında normali oynuyordum.Annem’e bakma sorumluluğu bir anda omuzlarımdan kalkınca boşta kalan zamanlarımı doldurma hevesi içersinde kendime bir meşgale arıyordum.İşte öyle günlerden birinde şimdi nasıl öğrendiğimi hatırlayamadığım bir şekilde Bakırköy Belediyesinin radyo sunuculuğu kursu açtığını öğrendim.Gitmeliydim,öyle ya ben sıradan bir işte çalışamayacak kadar yetenekli,sıradan olamayacak kadar farklı,büyük şeyler için yaratılmış bir kızdım ve bu içimde taşıdığım yeteneği bir şekilde dışarı çıkarmalıydım.
Ellerim hayatım boyunca beni en çok seven erkek olacağını sonradan anlayacağım erkeğin ellerinde bir cumartesi öğleden sonrası gittim yazıldım kursa.O hafta içersinde sevgilim Hakkari’ye askere geri dönerken ben kursun yolunu tuttum.Başıma geleceklerden habersiz,bir insanın kendi hayatıyla nasıl oyunlar oynayabileceğini öğrenecektim.
O’nu ilk gördüğümde ,işte dedim ;güç dediğin şey böyle olmalı.Nasıl da kudretli bir görüntü,nasılda saklanabileceğin ,seni koruyacak,bir ömür kollayacak bir adam görüntüsü.Nasılda vakur ve kendinden emin…O’nu ilk gördüğümde bunları düşünmüştüm,O’nu kurs öğretmenimiz;Kürşad’ı.
Kürşad, modern görünüşlü bir Anadolu erkeği,Kürşad Bayburt’lu,Kürşad koyu bir milliyetçi öyle ki başka siyasi görüşlere tahammülü yok.Kürşad oldukça güzel,hani kadın olsa bu kadar olur dedirten türden.Sırf ben değil kursta ki tüm bayan öğrenciler çevresinde pervane.Hepimizin yürekleri hopluyor o kapıda görününce.
Ama o bilmem sebebi neden onca güzel kız arasından,belki de en kolay olanı ben olduğum için,en çok sığınmaya ihtiyaç duyanı ben olduğum için beni seçecek,bense zaten Hakkari ‘de askerlik yapmaktan ruh hali pek de iyi olmayan sevgilimden bir anlık öfkeyle sonsuza dek ayrılacak ve çok kısa sürede Kürşad’ın sevgilisi olmayı başaracaktım.
Kürşad’ın hayalleri benden de büyük ve aramızda ki fark ben hayallerim uğruna kendimi ,oysa beni yakmaya meyilli.İçine girdikçe görüp de görmezden geleceğim,anlayıp da anlamamazlığa vuracağım o kadar çok şey olacak ki…
Kürşad ;Bayburt’tan geleli çok olmamış,hayallerinin peşinden koşarken aslında hiçbir şey olamamış,işsiz güçsüz bir adam.Zavallılığını saklayabilmek için güç gösterilerine başvurabilecek tiğnette bir adam.
O sıralar Gümüşsuyu’nda bir arkadaşıyla birlikte yaşamakta Kürşad.Bense evin tüm ihtiyaçlarını ,para dahil elimde avucumda ne varsa sormadan sorgulamadan aşktan sayıp akıtmaktayım kendisine.Karşılığında biraz sevgi görmek umuduyla.Hala düşündüğümde neden bu kadar geç uyandım gerçeklere, neydi beni bu kadar süre orada tutan,beni kullanmasına izin verecek kadar şuursuz davranmama sebep olan şeyi bulamamaktayım.Belki başta söylediğim gibi ,ben o aralar normali oynamaktayım.
Havanın bahara çaldığı bir akşam Gümüşsuyu’nun merdivenli sokaklarında oturdum,Kürşad’ı bekliyorum.Gelmesi gereken saati çoktan geçmiş ama ben sadık bir köle olduğumdan sabırla soğuğa rağmen bekliyorum.Muhtemelen başka bir kadının koynunda olduğunu içten içe bildiğim halde bekliyorum.Benim gibi bekleyen biri daha var sokakta.Gençten bir delikanlı,kız arkadaşının da o sokakta oturduğunu,evde olması gerektiğini ama kapıyı açmadığını söylüyor bana.Sonra saati soruyor.O saatin kaç olduğu sorusuna verdiğim cevap ,hayatım boyunca bedeli en ağır olan cevap oluyor.
Delikanlıya saati söyleyip arkamı döner dönmez,Kürşad’ı buluyorum karşımda.Bakışları bir tuhaf ama anlam veremiyorum.Apartmanın kapısını açıp yürüyor ,arkasından gidiyorum.Evin kapısının önüne geldiğimizde,hoş geldin sevgilim öpücüğü yerine suratıma o güne kadar kimseden yemediğim kadar ağır bir tokat iniyor.Şoka giriyorum,karşı gelemiyorum,sesim bile çıkmıyor ama durmuyor.Kapıyı açıp beni içeri fırlatıyor,ben artık ben değilim.Ruhum çoktan bedenimden çıkmış,artık bu bedende yaşamaya isyan etmiş,odanın içinde açık bir pencere bulup kaçmaya çalışıyor.Kürşadsa hala yerde ancak hıçkıra hıçkıra ağlamayı başarabilen beni tekmeliyor.
Birden duruyor,olduğu yere çöküyor.Bunu yapmaya onu zorlayanın ben olduğuma dair bir şeyler zırvalıyor.İçimi bir öfke kaplıyor,ağzımda kan tadı var,sanırım dudağım patlamış.Suratımın hali içler acısı.Yığılıp kaldığım yerden doğruluyorum,tek istediğim gitmek,sonsuza kadar gitmek,neresi olursa gitmek…
Evde ki birkaç parça eşyamı toplayıp hızla çantamın içine dolduruyorum.Sokak kapısının önüne geldiğimde sanki görünmez bir el beni durduruyor.Bir yandan ağlarken bir yandan dönüp ona bakıyorum.O ise sadece şunları söylüyor;
- Benim kadınım arkasına bile bakmadan çıkıp gidecek kadar güçlüdür!!!
Gidemiyorum!Bugün bile anlam veremediğim bir sebepten,belki sevgiye olan açlığımdan,belki merhametten belki duyduğum sevginin gücünden oraya mıhlanıp kalıyorum.Gidemiyorum,kalan hayatımda kendimi gurursuzluğa mahkum ediyorum.Gidemiyorum,kendimi sonra ki günlerde yaşayacağım çok daha kötü şeylere razı ediyorum…
Devam Edecek…