12 Ağustos 2009 Çarşamba

II.Bölüm ve Son.



-Ali Abi Neden Durdunuz Ne oldu ? Eski hatıralar mı Acaba ?

-Hayır o değil. Dilim.

-Aaa ! dilinize bir şey mi oldu ?

-Yok, Kurudu.

-Tamam ben size bir gül şerbeti getireyim.

-Ala olur, Başak. Bir tanede kıymalı gül böreği rica edeyim.

-Tamam, şimdi getiriyorum.

-Oh Oh, ellerine sağlık pek bir hoş olmuş. Yufkada pek ince.

-Evet, sizi dinliyorum.

-Acaba bir gül şerbeti daha mı alsam ?. Pek güzel, buruk, biraz da baygın olmuş.

-Ali abiiiiiiiiiiiiiiiiiii. Ama sabırsızlanıyorum.

-Anlatmak kolay bir şey değil tabii Başak. Zaman zaman hafızam sisleniyor. Ama bu gül şerbeti açıyor beni. Hafızamı tazeliyor. Dilim tatlanıyor, ne diyeyim.

-Ali Abi bak, deli olucam artık. Sürahiyi önünüze koyuyorum ve sizi dinliyorum.
-Şimdi, Efendicağızıma söyleyeyeyim. Nerde kalmıştık. Bak yine hafızam gidip geliyor.
-Ali abiiiiii. Okuldan eve gelmişti Ali Necip

-Hah, Evet bak, şerbet işe yaramaya başladı.

Gece deliksiz bir uyku çekiyor bizim cin Ali. Kendinden emin zira. Kendi kağıdı ötekiler arasında gümbürtüye gelecek, bir de yoklama kağıdında na tamam gözükmüyor. Yaptığı cinliği de kimse bilmiyor ve böylelikle ispiyon ihtimali de ortadan kalkmış. Sabah kalktığında keyfine diyecek yok. Kahvaltı falan derken, sardalya kutusu misali bir otobüsle okula varıyor. İlk derse başladıklarında içinde garip bir duygu peyda oluyor. Korku gibi bir şey. İlk defa o an kendine “Ya anlaşılırsa. Ne olur” sorusunu soruyor. Kalbi bir tuhaf atmaya başlıyor o zaman. Öğle tatiline kadar, dersleri sürekli kalp çarpıntısıyla geçiriyor Ali Necip. Devamlı gözü sınıf kapısında, gelen giden olacak mı diye. Fakat öğleye kadar hiçbir görevli hocanın, kendisini idareye çağırmamış olmasından sebep rahatlıyor. Çağrılmaması, yaptığının çakılmadığının işareti. Öğle yemeğinde, kendi kendisine tüm pozitif olguları anlatıyor, yaptığı üç kağıtçılığın anlaşılmasının mümkün olmayacağına dair. İkna ediyor kendi kendini bir tehlikenin olmadığı yönünde.

Öğleden sonra üç ders var. En son saatte ise; vukuatını işlediği Mösyö Edizel’in dersi. Fakat idareden gelen istihbarat ve öğretmenler odasında var olan hocaların arasında Mösyö Edizel’in olmayışı, hocanın derse gelmeyeceğini doğruluyor. Bizimki daha bir rahatlıyor. Eee, tabii üzerinden ne kadar uzun zaman geçerse, hem olası deliller kararacak hem de kaynama olacak. Pek bir seviniyor, iyiden iyiye keyifleniyor sıpa. Öğleden sonraki, ilk iki saat beden dersi. Giyin soyun, atla, zıpla, hopla. Bizim hergele ve bir iki arkadaşı öğretmenler odasının ordan geçen metal köprünün altına mevziileniyorlar. Hepsi ergen ya, okulda ki bir iki bayan hocadan sebep göz banyosu ümidi içersindeler. Hayatı keşif ediyorlar kendilerince. Teneffüs çili çalıyor. Bizimkilerin gözleri ve hayalleri bomboş. El yüz yıkama faaliyetiyle teneffüste bitiyor. Hepsi sınıfa doluşuyor bizim kopuk takımının. Son derste ise Mösyö Edizel’in gelmeyeceği bilgisiyle sınıfta herkes ufak ufak çantaları toplamaya başlıyor. Birazda itiş kakış var sınıfta. Bizimki, kendisinin de dahil olduğu çete üyeleriyle, okul çıkışında neler yapılabileceği ve nereye gidebilecekleri konusunda fikir yürütüyorlar. Bizim eşek sıpası sobanın yanındaki tekli sırada oturuyor. Talihsiz. Sıra arkadaşı yok. Damgalı eşek gibi. Kaykılmış, rehavet içinde arkadaşlarını dinliyor.

Birden kapı yanında ki çocuğun Mösyö Lö Direktör( Müdür Bey) bağırışıyla herkes sıra altı, sıra üstü yollardan yerlerine oturuyorlar. Kapıdan, Müdür Mösyö Fek elinde imtahan kağıtlarıyla giriyor. Müdür kürsüye giden basamakları çıkarken “Beyler” seslenişine bizimkiler karşılık veriyorlar hep bir ağızdan. Bizimkinin biraz beti benzi atıyor. Müdürün neden tekrar gelmiş olabileceğini düşünüyor bir an. Yiğitliğe leke olmasın diye savuşturuyor bu soruyu aklından ama bizim sıpa pirelenmiyor da değil. Mösyö Fek, yoklama kağıdını imzalayıp elinde sınav kağıtları ile kürsüden aşağıya iniyor. Sınav kağıtlarını kontrol ettiğini, sınıfın başarılı olduğunu ve bu başarılarından mutlu olduğunu anlatan kısa bir konuşma yapıyor. Sınıfta bir alkış kopuyor. Bizimkinin içine su serpilince, bu da sırıtarak alkışlıyor. Alkış ve tezahüratı müdür elleriyle kesiyor ve “Mösyö İkizkaya Yanıma Geliniz” diye sesleniyor bizimkine. Bizimkinin o an, omurgası falan tutuluyor, hareketsiz kalıyor. Ayağa kalkamıyor. Kalksa, korkudan altına edecek vaziyette. İçinden “Sıçtık” diyor. Akıntı çağanozu gibi titreye tireye, yan yan müdürün yanına gidiyor ama ecel terleri içinde. Müdür, sınav kağıtlarının tümünü kendisine uzatıp, sınıfa dağıtmasını istiyor Ali Necib ten. Amanın, sorma ? Bizimki cehennem azaplarından kurtulmuş, sanki bir kuş. Yüksek sesle kağıttaki arkadaşlarının isimlerini okuyup, bir de aldığı notu söyleyerek uzatıyor sınav kağıdını arkadaşına. Bir yandan kendi kağıdı ne zaman çıkacak diye de merak ediyor. Bir,üç beş, on beş, yirmi derken kağıtlar bitiyor. Bizimki şaşkın, kendi kağıdı çıkmamış. Mösyö Fek’in yanına dönüp sınav kağıtlarının bittiğini söylüyor. Müdür başını sevip teşekkür ederek, omzundan tutarak yanına çekiyor. Müdür elini bizimkinin omzuna koymuş kırk yıllık dostu gibi. Fakat bizimki yediği naneden nerdeyse havale geçirecek. Bacakları titriyor. Sınıfta herkes susmuş, müdürle ve Ali Necib’e bakıyorlar.

Müdür kendisine, eksik kağıt olup olmadığını soruyor. Bizimkisi titrek bir sesle kendi kağıdının eksik olduğunu söylüyor, söylemesine de bayılmasına saniyeler var ve terden sırılsıklam olmuş. Sınıftaki herkes şaşkın. Fakat bir İrfan arkadan pis pis sırıtıyor.

Müdür, elini ceketinin iç cebine atarak bir sınav kağıdı ve bir dolmakalem çıkartıyor. Ve “Beyler” diyerek söze başlıyor;

Bu sınav kağıdı arkadaşınız Ali Necib’e ait. Kendi, kendisini sınava tabii tutmuş dün. Ve yedi puan, layık görmüş kendisi için. Aşlında yaptığı şeyi, sabah notları deftere işleyene kadar fark etmedim. Çok başarılı hazırlamış sınav kağıdını. Bütün işaretler ve imzam dahil, son derece mükemmel taklit edilmiş. Ben dahi, imzamı anlamakta zorluk çektim. Fakat dikkatli baktığımda her hırsızın yaptığı gibi bir hata yaptığını fark ettim. Ben hiçbir zaman kırmızı tükenmez kalem değil kırmızı mürekkepli dolmakalem kullanırım.

Bizimki tam, şeytan azapta gerek durumunda. Kesinlikle okuldan atılacağını düşünüyor. Bu durumda okuldan atılırsa hiçbir okul almaz kendisini. Buna mahalle mektebi de dahil. Anne ve babasının tepkisini düşünmek bile istemiyor. Tamamiyle kopmuş eşek sıpası, bıraksa kendini yığılacak yere.

Müdür susup yutkunuyor. İşte! Karar anı. Bittiği an Ali Necib’in. Müdür kendisinden kürsüye çıkmasını istiyor. Evet! Tam tahmin ettiği gibi. Karar müdür tarafından yüzüne okunacak ve her şey bitecek. Gidip kürsüye çıkıyor. Eski bir Lejyon subayı olan müdür kendisine dönerek;

“Bay İkizkaya ! Size Cesaretinizden Ötürü Yedi Yerine On Puan Veriyorum” diyor. Ve yazılı kağıdını kendisine uzatıyor. Sınıfta bir curcuna bir alkış koparken bizim Ali Necip te oraya yığılıyor.

Yaaa nasıl hocalar var değil mi ?. Terbiyeye bakım efendim.

-Biraz daha gül şerbeti var mı Başak ?

-Yok, Ali Abi. Sürahi de boşalmış. Böreklerde bitti.

-Vardır, vardıırrr.

-Ali Abi MİM bitti. Tamam. Herkes kendi bloğuna.

-Fakat ben burada mutluyum. İzzet ikram, her şey güzel kalsam olmaz mı ?. Bak ama sonrasını merak etmiyor musun? devamı da var. Sen bir dolaba bak Başak, limonata vardır belki.

-Yok Limonata da yok. Bitmiş.

-Tamam, Hadi Beni Bi Daha Mim’lesene …

Başak kıza misafirperverliğinden ve hamaratlığından dolayı teşekkür ediyorum. Her iki cihanda her daim yüzü gülsün, mutlu mütebessim yaşasın.

8 yorum:

Tarki dedi ki...

Küçükken çokca başıma gelmiştir. En korktuğum büyükler en sevecenleri çıkmıştır..
Başak ve Ali abi ellerinize sağlık..

BeD@rdeM dedi ki...

bu nasıl güzel bir yazı.. ben de misafir oldum anlamadan :/ bu arada hiç şerbet kalmadı mı yaa Başak? :)) bana da beklerim...

Başak BAŞOL dedi ki...

Sevgili Tarki,

Ben bir şey yapmadım yazanın ellerine sağlık,aksine ev sahibi olmaktan gurur duydum böyle bir yazıya...

Sevgiyle Kal...

Başak BAŞOL dedi ki...

Sevgili Bedardem,

Sen istersin de ben sana şerbet yapmaz mıyım.Gel ne zaman istersen...Ben gerçekte de yemek yapmayı seven bir tipim.O yüzden başımın üstünde yeriniz var...Buyrun beklerim...:)

Sevgiyle Kal...

sufi dedi ki...

Şerbet bittiyse limonata var içine buz ve nanede koyabiliriz.Başakcım hiç ev sahibi böyle misafire BİTTİ der mi?Hikaye de, yazan, yaşayan dinleyen her şey muhteşem ve ders vericiydi yine.Sevgilerimle.

Başak BAŞOL dedi ki...

Sevgili Sufi,

Bence de kalsa iyi olurdu hatta ben komple bloğu boşaltıp ona bırakıp gidebilirim de dedim.Yok ben istemem ,ben zaten yaşlı bir adamım ,bir de üstüne yalnızım,umudumu da yitirdim gibi bir sürü saçma sapan şey söyledi.(Okursa asacak beni !!!)ve aldı başını gitti...:))Dur yapma biz seni çok sevdik dedim ama dinletemedim...

Paylaşımınız için çok teşekkür ederim.Ne zaman isterseniz gül şerbetim,naneli limonatam ,kıymalı böreğim sizin içinde hazırdır efendim...

Sevgiyle Kalın,

Ali İkizkaya dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Ali İkizkaya dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.

SAYAÇ

Sitenizesayac.com