29 Mart 2009 Pazar

Merhaba (MIX)


Çok uzun bir süre sonra tekrar merhaba…Aslında yazacak o kadar çok şeyim vardı ki bunca zaman ama evde bir türlü yalnız kalıp yazmaya konsantre olamadım.O yüzden şimdi aklımdakilerin hangisini yazsam paniğindeyim.Aklım karışık,yüreğim karışık.Umarım kalemimde karışmaz.

Son birkaç haftadır sürekli geçmiş hayatımın sayfalarından misafirler ağırlıyorum.Sanırım eski sevgililerinle dost kalabilmek için önce kendinin sonra karşımdakilerin tamamen o zaman ki duygularından arınmış olması gerekliymiş.Otuzuma girmeme birkaç ay kala hala hayattan bir sürü şey öğreniyorum.O yüzden de bu iki adamla ilgilide birkaç şey yazmak istiyorum;

Hoş geldin Sevgilim;

En son 5 sene önce görmüştük birbirimizi ilişkimiz başlayalı on iki seneyi devirdik halbuki.Başlayalı dedim çünkü sende biliyorsun bizim ilişkimiz hiç bitmedi.Sen hayatımın ilk aşkı,belki de tek gerçek aşkı,bir insanı sadece o olduğu için sevebilmenin canlı kanıtı,işte karşımda oturuyorsun.Hayattan, başımıza gelenlerden bahsediyoruz,dert yanıyoruz birbirimize.Sen kızını anlatıyorsun,ben hayattan sıkıntılarımı.Saatler birbirini deviriyor,biliyorum sende doymuyorsun.Biz hiç birbirimize doyamadık ki.Herkese nasip oluyor mu böyle bir aşk bilmiyorum.Ama bu kelimelere dökmesi çok zor bir his,seni her hücreni öyle iyi biliyorum ki ben.Aslında biliyorsun değil mi biz hiç konuşmasak ta anlaşabiliriz seninle.Bütün tutkulardan,tüm heveslerden ,tenden,senden ve benden arınmış yalın bir aşk var ortada.Birbirimizde birer parçamız var bizim,hangi ara unuttuysak asla geri alamayacağımız birer parça.Geri almayı hiç istemediğimiz birer parça,galiba kalbimizden kopmuş.Seninle o masada tek bedenim ben,sevişmemize lüzum yok.Kokun geliyor burnuma hala aynı parfüm,uzun yıllar sırf sen kokayım diye sürdüğüm parfüm…

Biliyorum biz bir daha bu hayatta bir araya gelemeyeceğiz ama bu aramızdaki bağ bu kalpten kalbe kurduğumuz yol bizi hiç ayırmayacak ta bizi.Uzaktan seveceğiz hep.Birbirimizin iyi olması için kendi iyiliğimizden önce dua edeceğiz.Birbirimizin bir damla gözyaşı için öleceğiz.Hani Cerrahpaşa’nın arka avluluğuna yeni dökülmüş betona kalbimdesin yerine kalbimsin yazmıştın ya ,sabah ben ve tüm hastane görüp hem ağlayıp hem gülmüştük ,belki de budur kopamama sebebimiz.Sen benim kalbimsin ben de senin.


Tutkumun Esiri;

Ve sen; daha önce de yazmıştım sana,yazdıklarım yerine ulaşmış,geçte olsa bir uzlaşma sağlanmıştı biten ilişkimizde.Ama geçen günler gösterdi ki hem sen hem de ben yarım kalan bir şeylerin bedellerini birilerine ödetme derdindeyiz.Sakın bana aşk deme,aşk değil bu hınç almak gibi bir şey çünkü.

Sen yasak elma,sen tutkumun esiri,sen zehirli olduğu belli ama bir o kadar cazip bir sepet çilek gibisin benim için.Pek çok kadının ilgisini çekebilecek kadar yakışıklısın,üstelikte bir de masumiyet var içinde.Sen benim şeytanımsın.Yaklaşmamalıyım ben sana,sen ateşsin,biliyorum yakacaksın beni.Hayır gayet belli bizimkisi yarım kalan bir aşkın kalıntıları falan değil ,düpedüz tutku,en ateşlisinden bir ihtiras.Sen ateş ben barut.Bizim yan yana gelmemiz sadece bir patlama,can yakacak, kan dökecek,pişmanlık duyuracak bir patlama.Abartılı duyguların hepsi abartılı üzüntüler getirir peşinden ve ben bunu öğrenecek kadar çok yaşadım küçüğüm.Bırak bizim son noktamız benim koyduğumu sandığın yerde kalsın.Bugünlere taşınmasın,ne seni ne beni ne de sevdiklerimizi acıtsın.Çünkü bazen aksini düşündürsem bile ben o adamı tüm durgunluğuyla,tüm aksilikleriyle seviyorum.Onun uykusundayken bana bir anlık sarılışına tüm ihtiraslarımı gömerim.


Sevgiyle Kalın,

6 Mart 2009 Cuma

Koşabildiğine Sevinmek

Başlığı okuyup peşin hükümlü davranmayın,nice hayat dersleri yüklü bu yazıda demeyeceğim.Çünkü aslında bu bir teşekkür mektubu.Bana ikinci bir hayat,tadına doyum olmayan bir dostluk ve güven hediye eden doktoruma ;Ömer Demirelli’ye .Umarım ismini yazdığım için kızmaz.


Geçen hafta sonu Fenerbahçe’de bir aile ziyareti sırasında burada yazmak istemediğim hatta başka bir yazıma konu olabilecek bir sebepten sinirlendim ve birden eski hastalığım depreşti.Bilenler bilir,bir zamanlar bir şeye kızdım mı kendimi yola vurma arzusu gelirdi bana.Arabalı yada yaya ,yer,zaman,mekan fark etmez kaçardım bulunduğum yerden sinirim geçene kadar.

Gene öyle oldu,montumu kaptığım gibi dışarı attım kendimi.Burnumun dibi Fenerbahçe sahili,hava soğuk.Bu sebepten olacak ki kalabalık yok.Tenha bile sayılır.Gökyüzü gri,hava çiseliyor ince ince.Önüm alabildiğine deniz,uzakta adalar,manzara insanı sarhoş edebilecek kadar güzel.Büyük Kulübün iskelesinde yüzlerce martı konmuş dinleniyor aralarında simsiyah bir karga.Fotoğraf makinemi evde bıraktığım için kendime ne kadar kızsam az.Zaten az sayıda olan insanlarda hızlı tempoda yürüyerek sabah sporlarını yapıyorlar.Sürü psikolojisi olsa gerek ben de onlarla hızlı yürümeye başlıyorum .Sonra koşmaya …Koşuyorum,KOŞABİLİYORUM.

Evet kiminiz için ne kadar sıradan bir eylem;koşmak.Ama benim için çok kısa bir süre öncesine kadar değildi.Hemoglobin’i 3,6 olan bir insanın değil koşması yaşıyor olması bile mucizeymiş.Böyle demişti kan tahlillerimi gören ilk doktor.

Demir eksikliğine bağlı kansızlık;maalesef kadınlarda daha sık rastlanan ve hayat standardınızı sinsice tahmin edebileceğinizden çok daha aşağıya çekebilen bir rahatsızlık.Hele benim gibi inatçı,tedavi olmakta direnen,hastaneden nefret eden,ele avuca sığmaz,dırdırcı bir hastaysanız.

Bazen yaptığınız iş konusunda sahip olduğunuz teknik bilgi,başarılı olmanıza yeterli gelmez.Karşınızdakini anlamalı,hatta ona ayak uydurmalısınızdır.Ömer işte tamda bunu yaptı.Yeryüzünde hala onun gibi insanlar olduğunu görmek çok hoş.Hiçte kendi branşıyla alakalı olmadığı halde bana yardım etti.Çünkü başka bir doktora yönlendirseydi,benim büyük olasılıkla tedaviyi yarım bırakacağımı biliyordu.Ona duyduğum güveni görüp,benim için yapabileceğinden fazlasını yaptı.


Geçen hafta sonu Fenerbahçe sahilinde koşabildiğimi gördüğümde o kadar çok sevindim ki telefon açıp teşekkür etmek istedim.Sonra rahatsız edebileceğim düşüncesiyle vazgeçip daha kalıcı bir şey yaptım.Bu yazıyı yazdım.Bu satırlarım sizin için Ömer Bey;

Koşabildiğine sevinmenin nasıl bir şey olduğunu belki bilmiyorsun,umarım bir ömür boyu da öğrenmezsin.Ama sen bana ikinci bir hayat hediye etmekle kalmadın,bir de bu hayatı aslında birçok insanın her gün yaptığı ama benim için ekstra olan bir sürü şeyle doldurdun.Tıpkı koşabilmek gibi.İşine duyduğun saygıdan ve içinde ki insan sevginden dolayı birçoklarına örnek olmalısın.Umarım tüm hayatın kalbinin içi gibi güzellikler ile dolu olur.Rastlaşma sebebimiz kötüydü ama tanıdığıma en mutlu olduğum insanlardan birisin.Sana bir kez daha yürekten çok teşekkür ederim.


Sevgiyle Kal…

15 Şubat 2009 Pazar

En Manasız Bulduğum Güne : Sevgililer Günü’ne


Başlığı okuyup ta sakın sevgilisi olmadığı için Sevgililer Günü de neymiş diye atıp tutanlardan olduğumu sanmayın.Çünkü sizinle en başından beri paylaştığım gibi hala hazırda (Allah nazardan saklasın) 8 ayını doldurmuş bir ilişkim var.Mutluyum ve huzurluyum.Derdim bu değil,derdim şu ki;bilindiği üzere aslı Valentines Days olan bugün bizim bayramımız falan değil.Burada oturup uzun uzun tarihçesini anlatmak istemiyorum ama kısaca geçecek olursak;zamanın birinde kralın biri o bölgede yaşayan çiftlere evlenmeyi yasaklar.Rahibin biri ki adı Valentine,kralın emrine uymaz sevenleri evlendirir ve bu yüzden de başından olur.Öldürüldüğü gün herkesin tahmin edebileceği üzere 14 Şubattır.O günden sonra önce rahibi anmak maksatlı sonra kapitalizme katkı amaçlı bu kutlamalar sürer gider her 14 Şubatta.Yani gün bizim günümüz değil.Ama benim asıl sorunum bu değil ,bahsi geçen şey AŞK.Satın alınabilecek ya da hediyesi olabilecek bir şey değil bu.Sınırlı hiç değil ki bir günde önemi artsın yada azalsın.Ama madem içinde sevgi barındıran bir gün bu ve madem hep sevgi içerdi yazılarım bende tüm sevgililerime yazayım istedim bu yalancı sevgililer gününde.

Kalbimden gelmiş geçmiş kesinlikle çok sevilmiş ,bazısı çok sevmiş bazısı hiç sevmemiş,bazısı sahtekar sevgiler vermiş bazısının sevgisi yetmemiş,bazısına sevgim yetmemiş,bazısı kendini kandırmış,bazısı beni kandırmış,bazısıyla hiç tanışılamamış tüm sevdiklerim;hepiniz bir şekilde bir yerlerden gelip girdiniz ömrümün bir yerine.Belki çok mutlu ettiniz beni belki ölmekten beter ettiniz,kim bilir nerede ve ne şekilde oldu finali ilişkimizin.Belki çok üzdüm ya da çok üzüldüm terk edişin ardından.Ama şimdi üzerinden onca zaman onca yaşanmışlık onca tecrübe geçince diyorum ki iyi ki gelip geçmişiniz.İyi ki yaşanmış onca şey.İyi ki çarpmış deli gibi kalbim her birinize.Ne çok şey öğrendim sayenizde.Ben kızgın değilim artık hiçbirinize.Yüzünü göstermek istemeyenlerinizle bile barıştım kendi içimde.Hepinize bir anlam yükledim,sakladım bir küçük hatırayla.Bazen bir fotoğrafla yada bir fincan belki de bir mektup,bir kitap,bir oyuncakla hatta can yoldaşım kedimle.Hiçbirini atmadım ben.Çünkü inanmam sevgilerin ölümlü olduğuna sadece şekil değiştirirler,bazen arkadaş olurlar,bazen uzak bir dost,bazense nefret.Umarım hepiniz bir yerlerde benden sonra ki hayatınızda mutlusunuzdur,hepiniz çok değerlisiniz çünkü sizi bu hayatın bir parçası yapan benim ve bu hayatı ,hayat yapanda sizlersiniz.


Gelelim yukarıda yazdıklarımdan sonra bu yazıyı okumamasını temenni ettiğim canım sevgilime;inanmasan da sabah sabah sevgililer günün kutlu olsun dedin ya bana,nasıl mutlu ettin beni.Sen sevgini doya doya veren biri değilsin ve ben bu küçücük şeylerden öyle deli mutluluklar çıkarabiliyorum ki,aklın şaşar.Sen benim yıllardır arayıp ta bulamadığım durgun denizimsin,o kadar senim ki artık bazen beni bile şaşırtıyor bu hallerim.Sensiz uykular,uyku değil artık.Günlerin anlamı,iş çıkışı seni gördüğüm anlar.Ben seni bir tek gün değil,ömrümün bundan sonra ki her geçen gününde sevmek istiyorum sevgilim.Çünkü ben seni birlikte her geçirdiğimiz gün daha çok sevdim.Seni yaşadıkça arttı bende ki sevgin.Paylaştığımız her şeyi kötü yada iyi çok sevdim.Öfkeni sevdim,titizliğini sevdim,uykunu sevdim,benimle uğraşmanı sevdim…Ben ikimizi çok sevdim…

Sorgusuz ve sınırsız sevebilenlere…

27 Aralık 2008 Cumartesi

Sessiz Gemi


Bu mektup belki hiçbir zaman sahibine varmayacak….Belki de düşündüğümden çok daha hızlı yerine ulaşacak.Ama yazılmasının sebebi ne yerine ulaşabilme kaygusu ne de sahibini bulabilme arzusu…Sadece gerçekleri anlatabilme ve içimdekileri dökülme isteği…Aslında hepsinden de çok bir küçük teşekkür…Sahibine…

Hikayenin esas kadınının ve hatta esas adamının da olacaklardan bir haber oldukları bir dönem de bir ayrılık anında adamın belki de sadece bir iç güdüyle çaldığı iki şarkıydı önce her şeyleri;Gülmek için yaratılmış gözlerde yaşlar niye ve Vakit tamam…Aslında şarkılardan bir masaldı onların aşkı belki de.Çünkü zamanla dillerine dolanan onları tamda anlatan bir küçük aşk masalı ,yerini seni bana vermediler’e bırakacak ve en sonunda tekrar vakit tamam olacak .Genç kadında kendinden daha da genç adamı terk etmeye mahkum olacaktı.

Bütün bunları tam da şimdi yazmamın sebebi; bunca zaman kendimi savunmadan herkez beni acımasızca yargılarken tüm sukünetimle yerimde dursam da duydum ki artık mutlusun ve hayatında başka biri var.Umarım çok mutlu olursun.Çünkü sen tanıdığım en adamsın ,çünkü sen bir zamanlar beni çok mutlu ettin.Çünkü ben seni bir zamanlar çok sevdim…

Küçüğüm;bir devin içine saklanmış bir bebeğin kalbi var sende,yolun ,tahtın ,bahtın hep açık olsun.

Ben seninle öyle güzel şeyler yaşadım ki,hepsi sanki bir masaldı ve üstüne yaşanan hiçbir şey anılarımdan onları silemedi ve bugün bile gözümün önünden geçip gittiklerinde yüzümde bir acı tebessüme yer açıyorlar.Her şey o kadar temiz o kadar saf o kadar pazarlıksız ve içtendi ki unutmak bu kadar güzel bir şeye haksızlık olurdu.Ben unutmadım,unutmayacağım küçüğüm.

Ne Küçüksu’da iş çıkışı yediğimiz dürümleri,ne I love you Paris’i ne gizli gizli buluşmalarımızı,o çok içtiğimiz gece Bostancı’nın göbeğin de sırf benim için endişeleniyorsun diye sana tokat atışımı,seni aşağı indirebilmek için yarattığımız türlü türlü arızaları,güneşli havalarda çimlere uzanışımızı,okey partilerimizi ve daha nice anılarımızı.Belki iş için gittiğimiz o güzelim şehirde doğduğum yerde,İzmir’de,kordonboyun da o gün batımında kalmalıydık biz küçüğüm…O gün dediğim gibi keşke hiç dönmeseydik.

Ama döndük ve bizi ayırdılar.Döndük ve bizim o saf el değmemiş sevgimizi kirlettiler,dillendirdiler,kınadılar,yargıladılar.Olmaz dediler,yanlış buldular,baskı yaptılar.Seni yaraladılar beni kanattılar.Ben sustum,sessizliğimle seni dondurdum,seni kızdırdım ve biliyorum seni çok acıttım.Ama başka çarem yoktu küçüğüm.Ben her gece senden uzakta evimde ağlaya ağlaya uyudum,sabahları kalkıp,yanında taş kalpli zalimi oynadım.Elimi tutup çeksen,göğsüne yaslasan başımı biliyorum dayanamazdım ama ne yazık ki sen bilmiyordun küçüğüm.Sevgin öfke oldu ,öfken nefret..Canın daha az acısın,yaran daha çabuk iyileşsin diye nice yalanlar nice hayelden sevgililer türettim kendime.Ezdim geçtim seni,ama senin o sıralar göremediğin şey ezdiğim sen değil aslında kendimdi.Ve sonunda sen gittin.İçinde belki bir büyük nefret,belki bir küçük aşkla..

Evet küçüğüm,ben cesur olamadım sana,çıkıp meydanlara haykıramadım sevgimi,yumamadım gözlerimi,kapayamadım kulaklarımı…Korktum,korkuttular beni.Ben ikimiz için onların doğru bulduklarını yaptım….Bunun için bir özür borçluysam,affet artık beni…

Şimdi ikimizin hayatında da başkaları ve mutlu olabilme temennileri var.Umarım ki oluruz.Ben tüm bunları yazıp son noktayı koyduğum da zamanında söyleyemediğim her şeyi söylemiş,hayatımda geçmişimi temizlediğim şu günlerde aslında çok önce yapılması gereken bir işi yapmış olmanın verdiği rahatlıkla seni bu kez gerçekten içimde uğurlayacağım.Sen o zamanlar sonuna geldiğini bilmediğim gençliğimin son demlerinde bana ancak ilk gençlikte tadılabilecek kadar güzel ve saf duygular yaşattın.Yıllarımı geri saydırdın ve belki de gerçekten bir masal yaşattın.Hayatıma girdiğin için ve o yaşlarında pek az insanın yaşayabileceği bu duyguları yaşattığın için sana sonsuz teşekkür ederim.Umarım karşına hep doğru insanlar çıkar ve benle yaşadıklarını bir an bile düşünmeyecek kadar çok mutlu olursun…

Yolun açık olsun….

16 Kasım 2008 Pazar

HPV –Kanser –Ölüm Bana Bu Kadar Yakın mıydın?


Çok uzun bir süreden sonra yeniden merhaba.Şayet hala yazılarımı takip eden biri var mı bilmiyorum ama artık sahibine mektuplar ,söylenilemeyenlerin söylendiği,yutkunulanların ses bulduğu bir yer oldu.Hayatımın dönemeçlerinde durup düşündüğümde iç sesimin dışa yansıması bir manada 30’una yaslanmış bir kadının güncesi oldu.

Burada durup kadınlarda otuz yaş depresyonundan,otuzuna gelip hala bekar ve çocuksuz olmanın içsel kavgalarından,bedenimin nasıl da bana ihanet edip o delidolu genç kızlıktan,dolgun hatları olan bir kadına dönüşünü,binlerce kaygımı ve yalnızlık korkularımı anlatmak isterdim …Ama son iki haftadır hayatıma damga vuran başka bir şey oldu.

Aslında çok çok önce yaptırmam gereken basit bir smear testi birden bire hayatımın olayı oldu.Belki bu yazıyı öğrendiğim ilk gün yazsaydım,siz okuyucularda bende bitene kadar duygusal anlar yaşayabilir hatta özellikle ben, katıla katıla ağlayabilirdik.Çünkü ben bunları yaptım.

Zaten iki aydır kansızlık tedavisi için sürekli gittiğim bir servis olduğu için doktorumdan önce test sonucunu açmam hiçte zor olmadı.Ama kimseye tavsiye etmiyorum,içinizdeki meraklı küçük çocuğa hakim olun ve böyle testleri doktor kontrolünde açın.

İlk an o yarım yamalak anladıklarım beni o denli çaresiz kıldı ki zamanın durmasının ne demek olduğunu belki de hayatımda ilk kez bu kadar iyi ve kuvvetli hissettim.İçerde ki hastanın muayenesi bir türlü bitmiyor bense yarım yamalak anladıklarımla en kötüsünü düşünüp delirmenin eşiklerinde geziniyordum.Ama o saniyelerde bile ilk önce içimde ki mantık hanıma izin verdim (uzun sürmedi) Sonunda sevgili doktorum muayene odasından çıktı,ben hala güçlü insanı oynuyordum,karşısına dikilip,Ömer ben kansermişim dedim.Elimde test sonucu ,dizlerimin bağları çözüldü çözülecek.Çaresiz,zavallı,bitmiş hissediyorum kendimi,beklentim Ömer’in aksini söylemesi,hatta bu rapor yanlış demesi.Ama boş bir beklentiydi benim ki…

Ömer bana bir şeyler anlatıyor ama anlattıkları boş,bende film az önce koptu.Ağlıyorum ve beynimde tek bir soru var ;Neden ben?Ölüm korkusundan daha çok bulaşıcı bir virüsün sebep olduğu bir kanser çeşidi olduğu ve benimde kalan hayatımda başkalarına bulaştırabilecek olmam,hatta bulaştırmış olmam ağlatıyor beni.Aklımda Ercüment var ya ona benim yüzümden bir şey olursa ne yaparım var ve hepsinden çok Neden Ben ? var.

Bilincim tekrar açılana kadar muayene odasından diğer hasta çıkıp geliyor ve kısa süreliğine yerini çaldığım bu kadına hala kibar davranabildiğime ben bile şaşırıp yerini geri veriyorum.Damarlarımda ki tüm kan çekilmiş,ellerim mosmor olmuş.Şimdi yan oda da kolumda serum hastanın çıkıp Ömer’in bana bir şeyler anlatmasını bekliyorum ve o dakikalar da tüm hayatım bir film şeridi gibi akıp gidiyor gözümün önünden.Farkediyorum ki üzüldüğüm tek şey var.Bir çocuğum olmadan ölüp gitmek.

Kadın gidiyor ,Ömer tekrar yanıma geliyor.Artık bir doktordan çok bir arkadaş gibi beni teskin etmeye çalışıyor ama nafile.Ağır geliyor bana,kanser değil,bir ömür taşıyıcısı olacağım HPV ağır geliyor.O ara ağzımdan akıp giden bir cümle beni çok şaşırtıyor.En azından hayatım da ilk kez ölmekten korkuyorum diyorum…

Bu kanser hücreciklerinin ne kadar ilerlediğini görmek için kürtaja benzer bir şey yapacaklarını anlatıyor bana Ömer.Biliyorum ,eğer rahime ulaşmışlarsa rahmimi almak isteyecekler ve bu beni her şeyden çok korkutuyor.Ben doğurmak istiyorum diyorum.Benim doğurmam gereken bir Ege bebek var.Yaşamdan belki de tek beklentim.Öldür beni diyorum Ömer’e.Düşündükçe ölesim geliyor.Halbuki ağlamamın sebebi de ölüm değil mi ki…

Geçen Cuma operasyonu yapıyorlar.O soğuk yarı loş odada Allah’tan ben baygınken parçacığı alıyorlar.Hiç sevmiyorum o odayı.Kötü anılar hücum ediyor beynime,Fatma Hemşire bacaklarımı bağlıyor,bundan da hiç hoşlanmıyorum.Kendimden sıyrılıp bayılmadan az önce baktığım tavandan şimdi kendime bakıyorum.Öyle zavallı ,öyle savunmasızım ki…Allah’tan Ömer var.Sevgili doktor’um Ömer.Hayatımda kendiliğinden tuhaf bir yeri olan o özel insan,tanıdığım en muhteşem doktor Ömer.İlk karşılaştığımızda içimden hadi be şimdi bu yakışıklı adamama soyunacağım ben demiştim içimden.Bu denli yakışıklı ,sevecen,neşeli bir erkekle vücudunun en mahrem yerlerini konuşmak insanı çok tuhaf hissettiriyor.Ama o ,o kadar benden oldu ki sanki doğumumuda yaptıran ,popoma ilk şaplağı atanda oydu gibi geliyor.Hazır bu satırlarda onu anlatmışken,yanımda olup bana destek olduğu için,bana güven verdiği için,bana değer verdiği için ve bu kadar özel olduğu için sevgili doktoruma Ömer Bey’e candan teşekkür etmek isterim.

Sonuçlar temiz çıkıyor,herkes bir derin ohh çekiyor.Şimdi önümde uzun bir tedavi süreci var.Zaten serumlardan çok bunalmış olan ben ,kaçmaya yer alıyorum ama çare yok.Kaçış hiç yok.Sadece zaten bu koca şehirde her gün tekrar ettiğimiz savaş var.Yaşam savaşı…

Tabi tüm bu olanlardan çevremde ki herkes hayli etkileniyor.Hastaneden çıktığımda ilk aradığım insan Ercüment.Ne diyeceğini bilemiyor.Ama her zamankinden daha şevkatli ,daha bir sevgi dolu.İçimde ki yersiz şüpheleri silip beş ayı devirmiş ilişkimizde ilk kez bana bu adam beni seviyor dedirtiyor.En çok kendimi salmama müsaade etmeyenler tabii ki benim güzide ekibim.Sanki bahsettiğim kanser değil de gripmiş gibi davranıyorlar.Çokta iyi yapıyorlar.En çok evham yapıp başka doktorlara da gözükmem gerektiğini salık verenlerse tabii ki ailem oluyor.Ama çok hoşuma giden bir şekilde hepsi anlayış ve sevgi yumağına dönüşüyor.Hatta itiraf etmeliyim ki hastalığımı sevmeye başlıyorum.

Bunca gün sonra hala üzüldüğüm ve psikolojisinden kurtulamadığım tek şey taşıdığım virüs.Tek bir aşıyla bu virüsten korunabilecekken nasıl böyle bir yanlışa düştüğüme hala inanamıyorum.İşte tam da bu yüzden bu gayet mahrem konuyu internete taşıyorum ve tüm okuyucularımdan hayatları bir kabusa dönüşmesin diye bu aşıyı bir an evvel olmalarını rica ediyorum.Sadece küçük bir istatistik bilgi;şu an Türkiye’de 50 yaş altı kadınların%80 ‘i bu virüsü taşıyor.Lütfen gecikmeden aşıyı olun,hayatınızı koruyun…


Sevgiyle KALIN…

16 Ekim 2008 Perşembe

Seni Yaralar Kendim Kanarım…

Çaresizlik denen şey böyle bir şey olsa gerek.Cumartesi’den beri sanki ölümcül bir sessizliğe gömüldüm,psikoloğumun söyledikleri ile iç sesim arasında kavga edip duruyorum.

Üstelik sende böyle hiç olmadığın kadar şevkat doluyken işim hiçte kolaylaşmıyor.Gerçekten mecbur muyum senden uzaklaşmaya ,gerçekten bu mu kurtaracak ilişkimizi,gerçekten sen psikoloğumun anlattığı gibi mi düşünüyorsun şu an?

Bu sabah senden çıkarken içim acıdı sanki bir daha göremeyeceğim bir evden çıkıyormuşcasına son bir kez daha her şeye dönüp baktım.Sense geceden beri belki bin kez neyim olduğunu sorup durdun,içine gömüldüğüm sessizliğin hayra alamet olmadığını hissetmiş gibiydin.Oysa ne çok istedim gerçekten bana psikoloğun çizdiği o adam mısın sen demeyi.Ama dememeliyim,konuşmam yasak.Reçete kesin ;acı reçete .Seni daha az görmem gerek.Ama bu reçete seni anca yaralar ,beni kanatır…


Canım o kadar acıyor ve konuşmam bile yasak iken yazmak öyle zorlaşıyor ki…Bazen düşünüyorum sen de mi yanlış insansın ve bir gün çekip gidecek misin?Geriye sadece birkaç güzel anımı kalacak gene bana.Bazen de bugün değil de yıllar önce karşılaşsaydık her şey farklı olur muydu diye soruyorum kendime.Seçtiğin ben olur muydum,seçtiğin ve sevdiğin…Beni seviyor musun ki sen…Seviyorsan neden bir kere olsun duyamadım ben sevgini.Sevmiyorsan neden yanındayım.Unutma ben değildim bu hikayenin oyun kurucusu ,sendin.Sen çağırdın beni hayatına.Ben sadece binbir düşünce ile ve ağır adımlarla geldim.Israrına ve yalnızlığıma yenildim.Neden her şey bu kadar gizli sende .Fark etmiyor musun o gizemli karanlık yollarında ,yön bulmaya çalışmaktan yoruldum ve galiba artık kayboldum.Görmüyor musun küçük bir kız çocuğu gibi karanlığın içinde sinmiş ağlıyor ve bekliyorum gel ve beni çek çıkar aydınlığa diye.

Neden aşk hep böyle ,kadın ve erkeğin gizli stratejilerle savaş meydanına çevirdiği bir şey aşk.Hayatta en çok güvenmek istediğim, yanında en çok kendim olmak istediğim insana oyun oynamak neden?Hep mi böyleydi bu,yoksa biz aşkı da mı kirlettik.İçimden avazım çıktığı kadar bağırmak,içimden geçen her şeyi sana sormak,duyacaklarımdan da mutlu olmak istiyorum.Sen misin içime bu düğümleri atan sevgilim.Sen misin beni sessizliğe mahkum kılan.Yoksa sevmenin bedeli mi bu,normal mi bu yaşadıklarım.

Ne olur gözlerimden anla suallerimi ,ne olur bitir bu bende ki sessizliği.Keşke arada sevgililer birbirlerine yazılı sınav yapsa ve sormak istedikleri her şeyi sorsa,doğru cevap yazmakta şart olsa.Her şey ne kadar kolay olurdu.Biz neden hayatlarımızı yokuşa sürüyoruz hep.Neden acıların insanlarıyız biz ve neden su yolunu bulmuyor bazen.Neden benim canım bu kadar yanıyor sevgilim.Yoksa duyacaklarımdan mı korkuyorum.Yoksa böyle bir sınav yapsalar ,biz geçemez miydik ?Memnun etmez miydi cevaplar ikimizi.

31 Ağustos 2008 Pazar

Senden Uzakta…

Bu bizim ilk uzun boylu ayrılığımız ;ayrılık demişken sen sadece tatildesin,kızınla…Yoksa bir görüşmeme kararı falan değil şu an bizimkisi…

Saçma biliyorum ama seni göremeyecek olduğumu bildiğim hiçbir güne uyanmak istemiyor bedenim.Bu haftayı atlamak istiyorum ömrümden.Akşamları boynum bükük,evin yolunu tuttuğumda gözlerim istemsiz ıslanıveriyor.

Sana söyleyemedim ama canımı o kadar sıkan suratımı tüm hafta sonu asan şeyin biri gidişindi sevgilim.Ama nasıl söyleyeyim ki bunu sana ,bana bile çocukça gelirken.Pazar sabahı dönerken tutamadım gözyaşlarımı ,bir hafta boyunca gidip gelemeyecek olmak o yolu komik ama acıttı işte canımı.

Aslında ölesiye korkuttu da bir haftalık ayrılığa içimden duyduğum bu tepki.Seni öyle bir yere alıp koymuşum ki içim de yokluğun fırtınalar kopartabiliyor.Oysa riskli bir ilişkiydi bu en başından beri benim için,koy vermek olmazdı kendini ,kapılmak imkansızdı.Öylesine yaşanmalıydı her şey,yarın bitse,kaldığı yerden devam etmeliydi hayat.

Ama olmadı işte,dinlemedi kalbim aklımın dediğini…Ne zaman oldu nasıl oldu ,ne vakit gözlerinin içine girdi hayat ,nasıl saklandı bir gülüşünün ardına mutluluk ben anlamadım.Ansızın sokakta yürürken yakalanabileceğin bir yaz yağmuru gibi ben de sana tutuldum,hayata tutundum galiba.

Bugün sensiz geçirdiğim ikinci gündü.Seni görmeden geçirdiğim ikinci gün,nasıl özledim seni bir bilsen.Bende ki üç beş tane resmine dönüp dönüp bin kez baktım belki de.

Sen bana sarılınca öyle müthiş bir duygu kaplıyor ki içimi,hiç kıpırdama zaman hiç akmasın öyle kalalım istiyorum.Hani tarifini yapamadığın duygular vardır ya işte öyle bir şey içimi kaplayan…Yarı huzur,yarı mutluluk,az aitlik,çok kadınsı,bol umut…

Halbuki sen öyle farklısın ki ,öyle durgun ,olgun.

Şükür ki ben tembelliğimden yazıyı bitirene kadar sen döndün geldin.Hatta öyle bir geldin kii…İçim içime sığmıyor.Var olduğun için,yanımda olduğun için,bir tesadüf tanıştığımız için,beni o gece görüp te beğendiğin için tekrar tekrar şükür ediyorum.Öyle büyük bir güç veriyor ki varlığın bana,sen varken her şeyle mücadele edebilirim.Elini elimden çeksen kayıp gidecek sanki altımdan dünya.

Bir büyük değişim var sen girdiğinden beri hayatımda ,eskiden asla vazgeçemem dediğim her şey artık bir ufak ayrıntı.Seninle yaşadığım her anı beynime öyle bir kaydediyorum ki sensiz olduğum zamanlarda tekrar tekrar bir filmi izler gibi gözümün önüne getirip,keyifleniyorum.Suratımda anca liseli bir kızda görebileceğin bir tebessüm,gözlerim uzaklarda…

Evet,Keyif…Doğru kelime bu galiba ,seninle geçirdiğim her an bir büyük keyif.Bana her dokunuşunda sen fark etmiyorsun ama başka bir dünyanın kapıları aralanıyor bana.Ben hiç bilmediğim bir şeyi yaşıyorum ve inanılmaz keyif alıyorum.Durgun bir suyun kıyısında yavaş yavaş sallanan bir küçük kayık kadar huzur doluyum ama içimde varlığının kopardığı görünmez fırtınalarım var.

İlk defa hissettiklerimi yazarken kendimi ifade etmekte aciz kalıyorum.Ve bundan bile zevk alıyorum.Gözlerimi bir anlığına kapatıyorum ve gözümün önüne ellerinle yüzümü okşayışın geliyor.Gözlerin geliyor,o bir şeyler anlatırken alnının şekil değiştirişi geliyor ve hınzır hınzır gülüşün geliyor.

Biliyorum sen abartı diyeceksin ama yeryüzünde sanırım hiçbir erkek hiçbir kadını senin beni mutlu ettiğin kadar mutlu edemez.Yada var olduğun için benim kadar mutluluk duyan ikinci bir kadın var mı bilmiyorum.

Her şey için milyonlarca kez teşekkür ederim.Hep böyle kal…

SAYAÇ

Sitenizesayac.com